Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

KUR'AN-I KERİM VE HADİSLERDE AHİRZAMAN-(4)
Ferhat BAŞTUĞ - Makaleleri

lale1KUR'AN-I KERİM VE HADİSLERDE AHİRZAMAN-(4)
TALUD KISSASI
Muhammed b. Hanefi'den (r.a.) rivayet edildi ki:
Bir gün biz Hz. Ali'nin yanindayken birisi Hz. Mehdi'den sual etti. Ali (r.a.) "Heyhat" dedi. Sonra eliyle bir
dokuz yaptı ve sonra da O ahir zamanda, kişiye "Allah'dan kork , Allah'dan kork"denildiği zamana çıkar
dedi. (ve şöyle devam etti):
Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O'nun etrafına bir kavim toplar. Onların kalblerini uzlaştırır. Onlar
içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir ashabı kadardır.


Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman .57
Bir tevili şudur ki:
Bu rivayette bildirilen "9" işaretinin, sebebsiz yere söylenmiş olması mümkün değildir. Sual, zaman bildirilen bir
konuşma baslangıcı olduğundan dolayı, bu "9", Hz. Mehdi'nin çıkış zamanı ile ilgili bir rakama, işaret ediyor
olabilir. Mesela; Mehdi'nin zuhur yılı olan Hicri 14. asır başına 1979 yılında girilmesi gibi. (Allahualem)
Bu "9" isaretinin bir baska tevili şudur ki:
Dokuz sene ile tahdid edilmesi Konstantiniyyeyi fethetme müddeti itibariyledir.
Kıyamet Alametleri, 183
Yukarıdaki rivayette de görüldüğü gibi bu "9" Hz.Mehdi'nin (a.r.) Konstantiniyye'yi manen fethedeceği sene
müddetidir. (Allahualem)
Bulutların semada toplandığı gibi...
Rivayetin, ikinci kısmının 'Bulutların semada toplandığı gibi' özellikle belirtilmis bir benzetmeyle başlaması da
sebebsiz değildir. (Allahualem) Bu benzetmenin işaret ettiği cihet de pek dikkat çekicidir. Çünkü Bulut, Duman gibi
semadan bazı alametler, Mehdi'nin, çıikacağı devrelere ait alametler olarak birçok rivayette geçmektedir Mesela;
Ebu Naim, İbni ömer'den tahric etti.
Hz. Mehdi başı üzerinde bir bulut olduğu halde çıkacak, o bulutta bir münadi "Bu Allah'in halifesi
Mehdi'dir, ona tabi olun" diye nida edecektir.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman
Bir tevili sudur ki:
Bu bulut belkide Mehdi zamanında zuhur edecek, onun çıkıs alametlerinden sayılacak olan bir duman hadisesine
işaret etmektedir.
... Allah O'nun etrafında bir kavim toplar. Onların kalplerini uzlaştırır...
Ahir zamanda Allah'u Teala, Hz.Mehdi'nin etrafinda öyle bir mübarek grub toplar ki, bu grub munis, kalpleri
uzlaşmış ve birbirlerine geniş bir sevgi ile kaynaşmışlardıir, bu kavmin Mehdi'ye karşı sevgileri de oldukça
fazladır.
...Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılanlara da sevinmezler...
Mehdi'nin ertafindaki bu grub herşeyi Allah'u Teala'dan bekledikleri için, aralarından herhangi birinin ayrılması ve
eksilmesi ile bir üzüntü duymazlar, hiç sarsılmadan yiğitçe mücadelelerine devam ederler. Yine kendilerine katılan
biri olduğunda da bu yeni kardeşlerini Allah'u Teala'nin gönderdiğini, ona hidayet verdiğini, ahlakını
güzelleştirdiğini, kalbine muhabbet ve sevgi koyduğunu bilirler, nefisleri bundan bir pay çıkarıp sevinmezler.
Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetisemezler...
Burada ise Mehdi'nin yardımcılarının mücahedelerinde gösterdikleri İhlas-Sadakat-Tesanüt gibi bir takım
meziyetlerindeki üstünlüklerinden dolayı evvelki ve sonrakilerden üstün olacaklarına dikkat çekilmektedir. Bu
mücahidlerin üstünlüklerinin yönleri muhteliftir, fakat buradaki izahın müthiş bir müjde olduğunu da açıkça
görmekteyiz.
...ve Onlarin Sayılari Talut Ile Nehri Geçenler Kadardır
Mehdi ve ordusunun bahseden bu hadis-i serifte onlarin sadece sayi ve özellikleri verilmemis, Talud'un da ismi
zikredilerek onun ordusuyla bir benzerlik kurulmak istenmistir. Ayni zamanda bu hadis Mehdi ile Talutun
mücadelelerinde bir takım ortak hususiyetlerin bulunabileceğine dikkat çekerek, ileride gelecek Mehdi ve
ordusuna bu ibretli kıssadan hem ikaz, hem irşad alabileceklerini tavsiye etmektedir.
Kur'an-ı Kerim, Talut kıssasını Bakara suresinde haber vermektedir:
2/246- Musa'dan sonra İsrailogullarinin önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine:
"Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde
savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan
çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklastırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü)
zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
Bu ayet-i kerimede bir kısım insanlara mücahede farz kılınca, pek azı müstesna mücahedeye yanaşmadıkları
belirtilmektedir.
Zamanınızda da mücahede farz olduğu halde büyük bir kitle Emr-i bil maruf Nehy-i anıl münker olarak belirlenen
tebliğden, mücahededen kaçmaktadır. Çok küçük bir azınlık bu kutsi vazifeyi deruhte etmektedir.
2/247- Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz
hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi
(yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu
seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü)
geniş olandir, bilendir."
O devirde bazıları Talut’u şan, şöhret zenginlik, ihtişam içinde bir şahıs olarak bekliyor, hükümdarlık vasfında olan
kişinin ancak bu gibi özelliklere sahip olması gerektiğini sanarak yanılıyorlar. Fakat, Cenab-ı Allah da Talut'un ilim
ve vücud bakımından güçlü olmasını isteyerek mülkünü dilediğine vereceğini bildiriyor. Zamanımızda da bir kısım
avam Mehdi'yi şan, şöhret, saltanat içinde bir şahıs olarak bekliyor. Halbuki Allah (c.c.) mülkü istediğine
vereceğinden, bu sahıslar avamın ummadığı, hiç tahmin etmediği, kimseler olabiliyor. (Allahualem)
Yukarıda 247. ayet-i kerimenin işaretli kısmının ebcedi 1379 veya L (lam) seddesiyle birlikte 1409 rakamını
vermektedir.
Acaba Hicri 1409 yılının (=Miladi 1988-1989 yılları) İslam alimlerinin ekserisi tarafından Mehdi'nin çıkış yılı olarak
kabul ettikleri Hicri 1400'lü yılların başlarına karşılık gelmesi, bizlere Mehdi'nin de ayet-i kerimenin mealine uygun
bir şekilde, müslümanlar üzerine seçildiğini ve vazifelendirildiğini mi müjdelemektedir? (Allahualem)
2/248- Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun (Talut'un) hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un
gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun
ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız bunda süphesiz sizin için bir delil
vardır.’’
Talut'un hükümdarlığının alameti "Kutsal Tabut'tur." Bahsi geçen Kutsal Tabut'un içinde bu rivayete göre Hz.
Musa'nin asası ile bazıi Tevrat levhaları ve Hz.Harun'un asası ile sarığı gibi kutsal emanetler bulunmaktaydı.
Talut ile Mehdi arasında bir benzerlik de burada görülmektedir. Ahirzaman da Mehdi'nin devrinde de "Kutsal
Tabut" un bulunacağı rivayet edilmiş ki, bu Kutsal Tabut'da Mehdi'nin hükümdarlığının alametlerinden biri
olacaktır. (Allahualem)
Hz. Mehdi, Tabut-u Sekine'yi Antakya mağarasından çıkaracaktır.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar ,54
Mehdi'nin elinde (zamanında) Sekine bulunan Tabut Taberiye gölünden çıkarılır ve Beyt-ül Makdis'te
O'nun önüne getirilir. Yahudiler bunu görünce pek azı hariç, çoğu müslüman olurlar.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman,77
Hz. Mehdi ... Beyt-ül Mukaddes'in hazinelerini, Tabut-u Sekine'yi Ben- İsrail sofrası ile levhaların
madenlerini Hz. Adem'in cübbesini, Hz. Süleyman'in minberinin asasını ve Allah'ın Ben-i Israil'e
gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenleri çıkaracaktır.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,35
Hz. Talut'un sayısı az, fakat son derece seçkin, nefsini kontrol altına alabilen bir ordusu vardı. Bu ordusunu
seçmek için bir ırmaktan içmemelerini söyledi. Nefsine hakim olamayan büyük bir kitle bu irmaktan çokça içerek o
mübarek orduya layık olmadıklarını gösterdiler.
2/249- Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim
bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir.
Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar
(geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman)
Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir
topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."
Ahirzamanda Hz. Mehdi (r.a.) mücahedesinde de insanlar bir nevi böyle irmakla (engellerle) imtihan edilecekler,
seçkin, nefsine hakim müslümanlar ancak böyle seçileceklerdir. Bu konuda Mehdi'nin karsılaşacağı Deccal ve
Deccal'in yalancı ırmakları ile ilgili olarak çesitli rivayetler de bildirilmiıştir.
Huzeyfe (r.a.) der ki: Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
Muhakkak ki ben, Deccal'in beraberinde bulunan şeyleri ondan daha iyi bilmekteyim. Onun yanında
akmakta olan iki ırmak vardır.Onlardan biri göz görüşü ile beyaz bir surdur. Diğeri de göz görüşü ile kendi
kendine tutuşup alevlenen bir ateştir. Eğer herhangi bir kimse ona erişirse ateş olarak gördüğü ırmağa
gelsin. Sonra basını daldırsın. Sonra başını aşağıya eğip ondan içsin. çünkü o nehir soğuk bir sudur.
Ölüm-Kiyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 48
Deccal'in fitnesiyle karşılaşanlar, farkında olmadan kendisine güzel görünen ve bu zahiren yararlı sandığı fiilleri
(ayette geçen çok su içmek gibi) isleyerek aslında kötü yola düşmektedirler. Bu fitneden kurtulmak için Deccal'in
zahiren kötü gösterdiği amelleri işlemek ve nefse dayalı hareket etmemek gerekmektedir.
Ayette belirtildiği gibi Hz. Talut'a (a.r.) tabi olanlarin bir çoğu nefislerine uyarak (ikaz edildiği halde bir avuçtan
fazla su içerek) kendilerine büyük zarar vermişler, düşmanla savaşarak takattan kesilmişlerdir.
Şimdi de Deccal'in, rivayetlerde bildirilen ırmaklarından "kana kana yiyip içen" nefislerine hakim olamayan ehl-i
dalalet imtihanı kaybetmekle ancak bir avuç mücahid-i din bu kutlu orduya katılmaya hak kazanmaktadır.
2/250- Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çiktiklarinda, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize
sabir yagdir, adimlarimizi sabit kil (kaydirma) ve kafirler topluluguna karsi bize yardim et."
Hz. Talud ve ordusu, o zamanin küfrün lideri ve Deccal'i olan Calut'a karşı güç, kuvvet ve dayanıklılık vermesi için
Cenab-ı Allah'a dua ediyor.
“.... Ey Rabbimiz! üzerimize sabır yağdır.”
çok latif bir tevafuk; Talut ve ordusunun yaptığı bu "dua" nin ebced değeri 1988 rakamını vermektedir. Acaba
1988 yılı (Hicri 1408) Mehdi'nin çıkış yılı olarak kabul edilen Hicri. 14. asrın hemen başlarına karsılık gelmesi,
Mehdi ve ordusunun böyle bir duası olacağını mı bizlere haber vermektedir.
2/251- Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve
hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi)
olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.
Yukarıdaki ayette Talut'un Calut'a karşı başarısı anlatılıyor. Cenab-ı Allah inşaAllah Mehdi ve ordusunu da
Deccale karşı muvaffak kılacak, Deccalin fitne ve fesadını onlar eliyle ortadan kaldıracaktır.
Talut kıssasının Kur'an-ı Kerim'de anlatılan hususiyetleri ile Mehdiyet hadisesinin Hadis-i Şeriflerde bildirilen
hususiyetleri arasındaki benzerlik bu kadarla bitmemektedir.
1. Hz. Talut'un geleceğini, Israiloğullarının peygamberleri haber veriyor.
Hz. Mehdi'nin geleceğini de, bizlere peygamberimiz haber vermiştir.
2. Hz. Talut'un ordusu rivayetlere göre 313 kişidir.
Hz. Mehdi'nin ordusu da toplam 313 kişi olacaktir.
3. Hz. Talut'dan sonra başa bir peygamber (Hz. Davud) geçiyor.
Hz. Mehdi'den sonra da başa, semadan nuzul edecek olan Hz. İsa geçecektir. (Allahualem)
ZÜLKARNEYN VE MEHDİ
Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi müminlerden, ikisi de kafirlerdendir.
Zülkarneyn ve Süleyman müminlerdendir.
Nemrud ve Buhtunnasir ise kafirlerdendir.
Yere beşinci olarak ehl-i beytimden biri sahip olacaktır.
Yani Mehdi
Mektubat-i Rabbani, 2/251
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 32
Mehdi tıpki Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 32
Kiyamet Alametleri, 183
Ibni Cevzi, Tarih isimli eserinde Ibni Abbas'tan tahric etti:
yeryüzüne dört kişi malik olmuştur. Ikisi mümin, ikisi kafirdir. Müminler, Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.)
kafirler ise Nemrud ve Buhtunnasir'dir. Beşinci olarak ehlibeytim'den birisi gelecek ve O'da dünyaya malik
olacaktır.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman , 10
Bugüne kadar müslümanlardan dünyaya hakim olmus iki lider vardir. Hz. Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.) Dünyaya
hakim olacak üçüncü müslüman lider hadis-i serifin "tipki Zülkarneyn ve Süleyman gibi" diye haber verdigi Hz.
Mehdi (a.r.) dir. Bu benzerlikten gidilerek Hz. Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.) da görülen özelliklerin, ayni onlar gibi
dünyaya hakim olacaka Hz. Mehdi'de de görülmesi beklenebilir.
Zül-karneyn mana itibariyle "iki cihetli" ve "iki çagli", " migferinde iki boynuz olan" veya "saçi iki bölük olan"
demektir. Sayilan bu özellikler Mehdi'de de bazi cihetlerden görülebilir. Fakat biz asil olarak ayet ve hadislerde
tesbit ettigimiz benzer özellikleri verecegiz.
Zülkarneyn kissasi, Kur’an-i Kerim'de Ashab-i Kehf kissasinin anlatildigi Kehf suresinde geçmektedir. Pek latif bir
tevafuk, bu kissa 80'li ayetlerde anlatilmaya baslanir.
18/83- Sana (Ey Muhammed,) Zu’l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: ‘ Size, ondan ‘öğüt ve hatırlatma
olarak’ (bazı bilgiler) vereceğim.
Kur’an-i Kerim Hz. Zülkarneyn 'den haber verirken, hadisler de Hz. Mehdi'den haber vermektedir.
Mehdi'nin geleceğine dair sahih hadisler tevatür derecesindedir.
Kiyamet Alametleri, 193
18/84- Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep)
verdik.
Bu ayetin tefsirlerinde Hz. Zülkarneyn'in yeryüzünde kudrete erdirilmesi, onun dünyaya hakim olduğu şeklinde
izah edilmiştir. Yine onun çesitli ilahi yardımlara (ilim, tasarruf) kavuştuğu haber verilmiştir.
Mehdi’nin de dünyaya hakim olacağını hadislerden öğreniyoruz.
Abdullah b. Mesud'dan rivayet edilmiştir:
Mehdi dünyaya sahip olur.
Ramuz el-Ehadis,1/135
Dünyadan bir gün bile kalsa Allah, o günü uzatıp
benim ehl-i beytimden birisini dünyaya hakim
kılmak için gönderecektir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,24
Mehdi'de Zülkarneyn gibi Allah'tan (c.c.) yardım görmektedir. (Vehbi ilmi buna misaldir.)
Mehdi bizden ehl-i beyt'tendir. Allah (c.c.) onu bir gecede ıslah eder, olgunlaştirir. (Ona imamet makamı ve
harikulade haller verip insanliğa gönderir.)
18/85- O da, bir yol tuttu.
Hz. Zülkarneyn'in, anlatilan kissasinda 3 yol takip ettiği; birinci olarak doğudan batıya, sonra batıdan doğuya,
üçüncüde kuzeye doğru yol aldığı bildirilmektedir. Bunlar, ayetlerin asıl anlamlarıdır. Ayrıca bu ayeti kerimeler,
"tıpki Zülkarneyn gibi" diye benzetme yapılan Hz. Mehdi'ye ve onun da 3 ayrı yol tutmasına işareten bakabilir.
(Allahualem)
Hz. Zülkarneyn (a.s.) efendimizin yolculuğunda mühim bir safhada önemli bir olay ayetlerde şöyle izah ediliyor:
18/86- Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştıi ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu,
yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde
güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."
Ayet-i kerimenin garip ve esrarli bir anlatımı olduğu için mutlaka derin bir anlamı, mühim bir işareti vardır.
Gide gide güneşin battığı yere ulaşınca
Bilindiği gibi her ne kadar gidilirse gidilsin, güneş (kutup daireleri hariç) dünyanın her tarafından hergün doğar ve
batar. Fakat ayet-i celilede özellikle güneşin battığı belli bir yer ve belli bir zamandan bahsedilmektedir.
Güneşi sıcak
Bu güneş sıcak bir ortamda gözden kayboluyor
ve karabalçıklı
Güneşin kaybolduğu çevre batak ve pis bir yer
bir gözede batıyor buldu
güneş küçük bir mahalde batıyor, gizleniyor.
Ayetin son kısmında ise, güneşin battığı batak yerde zulüm yapan zalimleri olan bir kavmin varlığından
bahdesediliyor. Bu güneşin batması ile zalimlerin alakası nedir acaba?
Güneşin gözlerden kaybolması olayından hemen sonra haksız yere insanlara sıkıntı ve acı veren, din karşıtı
davranışlarda bulunan zalimlerden bahsedilmesi çok manidardır.
Bir sonraki ayet bu hususu daha da açıklığa kavuşturuyor.
18/87- Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azablandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu
görülmemis bir azabla azablandırır."
88. ayette de müminlere müjde veriliyor.
18/88- Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona
buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz."
18/89- Sonra (yine) bir yol tuttu.
Tefsirlerde Hz. Zülkarneyn'in (a.s.) bu sefer doguya dogru yol aldigi anlatilmaktadir. Allahualem Hz. Mehdi de
önce batiya sonra doguya dogru yol almaktadir.
Mehdi, doğu ile batı arasındaki her yeri fetheder.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,57
18/90- Sonunda güneşin doğdugu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız
bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.
18/91- İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten her şeyi) biz
(ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.
Zülkarneyn'in bir manası da "iki cihetli"dir. Hz. Zülkarneyn'in önce güneşin gizlendiği bir cihete, sonra güneşin
doğdugu bir cihete kavuşması çok önemli bazı şifrelere, sırlara işaret ediyor olabilir. (allahualem) Belki de bu
sırların Hz. Mehdi ile de bir ilgisi bulunabilir.
Hz.Zülkarneyn (a.s) bu sefer kuzeye yönelir.
18/92- Sonra bir yol (daha) tuttu.
18/93-İki seddin arasına kadar ulaşti, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiç bir sözü kavramayan bir
kavim buldu.
Günümüzde İslam ve Hristiyan dünyası dağ gibi büyük ve güçlü bir yapı arzetmektedir. Fakat bu iki büyük kitle,
aralarının açık olması sebebiyle dinsizliğe ve komünizme karşı bir ittifaka yanaşmamaktadır. Bu aralıktan istifade
eden ser güçler ise dünyayı ele geçirmeye çalışmakta, fitne ve fesad çıkarmaktadırlar.
Hz. Hamdi Yazır Kur'an Dili 5/3287'de müfessirlerin bu kavim için "Türklerdir" dediğini nakletmiştir.
18/94- Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar,
bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"
Hz. Mehdi ve Isa (a.s.)in buluştuğu bir devrede; yani Hz. Mehdi (a.r.) İslam aleminin başında olduğu ve Hz. Isa
(a.s.) maiyetindeki güçlerle güç birliği yaptığı bir zamanda kıyamet alameti olarak zikredilen Ye'cüc ve Me'cüc
çkaracaktır.
18/95- Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha
hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel
kılayım."
18/96- "Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş
haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."
18/97- Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.
Hz.Zülkarneyn (a.s.) iki dağ gibi engel ve iki fesatçı kavim ile karşılasıyor. Bu iki dağın arası açık. Bu iki dağın
arasının açık olması Ye'cüc ve Me'cüc'e yol oluyor, onların fitne ve fesad çikarmalarına uygun zemin hazırlıyor.
Hz.Zülkarneyn (a.s.) karşılaştığı bu kavimden maddi, teknolojik yardım alıyor. Bu yardım sayesinde iki dağın
arasını birleştiriyor.
Hz.Zülkarneyn (a.s.) bu fesatçı kavme karşı savunma seti yapımında büyük miktarda demir ve bakır cevherinden
yararlanıyor.
Hz. Zülkarneyn'e (a.s.) benzetilen Hz.Mehdi (a.r.) zamanında da inşaAllah arası açık iki büyük kitle İslam ve
Hristiyan dünyası birleşecek, ateizm ve onun temsilcilerine karşı ortak bir haberleşme ve savunma sanayii
kuracaklar, demir ve bakır ile simgelenmiş teknolojik sistemler de onlara karşı bir set görevini görecektir.
(Allahualem)
HZ. SÜLEYMAN VE MEHDİ
Hz. Süleyman (a.s.) ve Hz. Mehdi arasindaki rivayetlerde bildirilen ortak özellikler şunlardır:
Adaletli olmalari:
Hz. Süleyman (a.s.) pek adaletli bir hükümdardı.
Esbab-i Nüzul - ö.N. Bilmen Tefsiri - Ibni Kesir Tefsiri
Mehdi daha önce zulümle olan dünyayi adaletle
dolduracaktir.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 11
Zamanlarında bolluk ve refah olması:
Hz. Süleyman devrinde bolluk oldugu bilinmektedir.
Ümmetim o devirde (Mehdi devrinde) öyle bir refah bulacaktir ki o güne kadar onun islini kesinlikle
bulmamıştır.
Sünen-i Ibni Mace 10/347
Çikislerinden önce fitne vuku bulmasi:
Hz. Süleyman (a.s.) saltanatından önce pek büyük
bir fitne olmuştu.
Esbab-i Nüzul - ö.N. Bilmen Tefsiri - Ibni Kesir Tefsiri
Mehdi, bütün haramlarin helal sayıdığı büyük bir
fitneden sonra çıkacaktır.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,37
Kalis süreleri:
Hz. Süleyman (a.s.) 40 yil maddi-manevi saltanat
sürmüştür.
Esbab-i Nüzul - ö.N. Bilmen Tefsiri - Ibni Kesir Tefsiri
Hz. Mehdi (de) 40 yil baki kalacaktır.
Esbab-i Nüzul - ö.N. Bilmen Tefsiri - Ibni Kesir Tefsiri, 50
Kutsal emanetler konusu:
Hz. Süleyman (a.s.)'in yanında devrinin kutsal
emanetleri (Tevrat'i şerif, Asa-yi Musa) bulunurdu.
Esbab-i Nüzul - ö.N. Bilmen Tefsiri - Ibni Kesir Tefsiri
(Mehdi'nin) alametlerine gelince beraberinde, Allah
resulünün gömlegi, kılıncı, sancağı (kutsal
emanetler) bulunacaktır.
Kiyamet Alametleri, 164
Imar islerine onem vermeleri:
Hz. Süleyman (a.s) zamanında imar işlerine büyük önem verilmişti. Emrinde birçok mimar ve sanatkar
çalıştırdı.
Esbab-i Nüzul - ö.N. Bilmen Tefsiri - Ibni Kesir Tefsiri
Mehdi Konstantiniyye ve diğer beldelerin imarına çalışır.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,42
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATINDA MEHDİ
HER YÜZYIL BAŞLARINDA MÜCEDDİD GÖNDERİLMESİ
Müceddid: Yenileyen, yenileyici. Sahih hadislerle bildirilen, her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına
göre açıklamak üzere gönderilen büyük alim ve peygamberimizin (s.a.v.) varisi olan zat.
Ashab/i Kütüb-i Sitteden Imam-ı Hakim, "Müstedrek"inde ve Ebu davud "Kitab-ı Sünen'inde; Beyhaki, "Suab-i
Iman"da tahriç buyurdular: "Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." Hadisi şerifine mazhar
ve masadak ve müzhir-i tam olan Mevlana essehir kutbü'l-arifin, gavsü'l vasilin, varis-i Muhammedi, kamilü'ttarikatü'l-
aliyye ve-l müceddidiyye Halid-i Zülcenaheyn Kuddise sirruhu ... ilh...
(Barla Lahikası , 119)
Her yüzyıl başında bir müceddid (dini canlandıran, yenileyen) gönderileceğini Resulullah (s.a.v.) efendimiz
hadisleriyle müjdelemektedir. Küfrün, fuhşun, sapkınlığın ve dalaletin had safhaya ulaştığı hicri 1400 senesinde
(1979-1980) Yani 14. asrın başında da hadisin haber verdiği gibi bir müceddidin gönderilmesi gerekmektedir. Bu
da hadislerin ve alimlerin izahlarına göre, İslam aleminin 1400 senedir bekledigi Mehdi'dir.
Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah
her yüz sene başında şu ümmetin dinini bidatten ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir.
Sünen-i Ebu Davud, 5/100
Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir müceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. Bilhassa,
aradan bin sene geçtikten sonra..Zira, böyle aradan bin senenin geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ulül'azm bir
peygamberin geldiği vakittir.
(Mektubat-i Rabbani, 1/520)
Bediüzzaman Said Nursi Hicri 13. Asrın Müceddididir
Samli Hafis Tevfik Efendi bir risalesinde, Mevlana Halid Bağdadi ile Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin
hayatlarını mukayese ettiğini ve dört mühim tevafukla karşılaştığını şöyle izah ediyor:
Birincisi: Hazret-i Mevlana 1193'te dünyaya gelmiş. Üstadım ise, Arabi 1293'te. Tam Mevlana Halid'in yüz senesi
hitam bulduktan sonra dünyaya gelmiş.
İkincisi: Hazret-i Mevlana'nın tecdid-i din mücahedesine başlangıcı ve mükaddemesi, Hindistan'ın payitahtına
1224'te girmiş. Üstadım ise; aynen yüz sene sonra, 1324'te Osmanlı Saltanatının payitahtına girmiş, mücahede-i
maneviyesine başlamış.
Üçüncüsü: Ehl-i siyaset, Hazret-i Mevlana'nın fevkalade şöhretinden tevehhüm ederek diyar-ı Şam'a nakl-i
mekan ettirilmesi, 1238'de vaki olmuştur. Üstadım ise, aynen yüz sene sonra 1338'de Ankara'ya gidip, onlarla
uyuşamayıp, onları reddederek - küserek-tekrar Van'a gidip, bir dağda inziva ederken 1338 senesini müteakip,
Şeyh Said hadisesinin vukuu münasebetiyle ehl-i siyasetin vehmine dokunmuş. Ondan korkarak Burdur ve
Isparta Vilayetlerinde dokuz sene ikamet ettirilmiş.
Dördüncüsü: Hazret-i Mevlana Halid, yaşı yirmiye baliğ olmadan evvel allame-i zaman hükmünde, fuhul-i
ulemanın üstünde görünmüş, ders okutmuş. Üstadım ise; tarihçe-i hayatını görenlere ve bilenlere malumdur ki; on
dört yaşında icazet alıp, a'lemi ulema-i zamanla muarazaya girişmiş; on dört yaşında iken, icazet almaya yakın
talebeleri tedris etmiştir.
Elhasil: Baştaki Hadis-i Şerifin "her yüz sene başında dini tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor" müjdesinin
ihbarına müvazi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser ehl-i hakikatin tasdikiyle -1200 senesinin yani on ikinci
asrın müceddididir. Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczalari ayni
vazifeyi görmüş.. Kanaat verir ki - nass-i Hadis ile - Risale-i Nur tecdid-i din hususunda bir müceddid
hükmündedir.
(Barla Lahikası 119-121)
Yukarıdaki izahlarda Mevlana Halid'in 12.asrın, Bediüzzaman Said Nursi'nin de 13.asrın müceddidi olduğu
anlaşılmaktadır. Mehdi'nin ise 14. asrın müceddidi olarak Hicri 1400 yılı başlarında çıkması beklenmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri, hem kendisinden sonra gelecek müceddid olması, hem de ümmetin 1400 senedir şevk
ve heyecan kaynağı olması nedeniyle, Hz. Mehdi'den çok açık teferruatlıca bahsetmiştir.
Mehdi Hicri 14. Asırda Gelecektir
Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, yani Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o
daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138-Kastamonu Lahikası, 72)
Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o zat, eski velilerin gaybı işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati
gelmiş ki; "Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'atlar zulümatını dağıtacak." Ben, böyle bir nurun zuhuruna
çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve
anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi- 189 Mektubat, 345)
O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pisar bir
neferi olduğunu zannediyorum.
(Barla Lahikası, 162)
Bediüzzaman hazretleri yukarıdaki izahlarında; yaptığı çalışmalarla Mehdi'ye uygun ortam hazırladığını ve Mehdi
geldiğinde kendisinin vefat etmiş olacağını, Mehdi'nin hizmetlerini kendi kabrinden seyredeceğini ifade etmektedir.
Risale-i Nur Külliyat'ında, Mehdi'nin mücadele ve hakimiyet devreleri ile ilgili verilen ebcedler:
9/32- Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu
tamamlamaktan başkasını istemiyor.
ayetindeki .... "Allah , kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor"
cümlesi hakkında Bediüzzaman hazretleri şöyle demektedir.
Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak
zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirdleri olabilir.
(Sualar / 605)
Bu ayetin ebced değeri ile (1424-Miladi: 2004) Mehdi önderliğinde İslamın Dünya hakimiyeti devrelerine dikkat
çekilmektedir.
2/257- ... inkar edenlerin velileri ise tağut'tur...
ayetindeki “tağut” (küfrün fikir sistemi) kelimesinin kendi içinde çöküş ve yıkılış tarihini de Bediüzzaman (ebced
değerini) 1417 (miladi 1995) olarak vermektedir.
Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar varki, herşey'i kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve
bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse, harekatını o cereyanlara değiştirecek diye tahmin ediyorum.
(Kastamonu Lahikası, 57)
Bediüzzaman Said Nursi, "hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat" diyerek Mehdi'nin henüz gelmediğini,
müslümanlar tarafindan beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir.
Bediüzzaman hazretleri Hicri 13. asırda yaşamıştır. Kendisinden sonra gelecek asır Hicri 14.asırdır. Bu asır
Mehdi'nin çıkış zamanıdır.
"İşte bu hakikatı bilmiyen insafsız derler ki: "Ahiretin tafsilatını ders alan müteyakkiz kalbli, keskin nazarlı olan
sahabelerin fikirleri niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevide bin dörtyüz
sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler?”
(Sözler, 318)
"1400 sene sonra gelecek bir hakikati"
Burada ne 1373, ne 1378, ne de 1398 denmemiş, tam 1400 denmiştir. Yani Hicri 14. yüzyıl. Hicri 1400 yılı
ümmetin başsız kaldığı, fuhş'un azgınlığın, küfrün son safhaya ulaştığı, müslümanların maddi ve manevi büyük
kayıplara uğradığı bir yüzyıl başlangıcı. Madem her yüzyıl başında bir müceddid (dinin yenileyicisi, dini
bid'atlerden, sapmalardan önleyici) gönderilmiş, bu ümmetin fesadı zamanında da bunu dagıtacak, küfrü yok
edecek müslümanların birleşmesine sebep olacak bir müceddidin gelmesi gerekiyor. Bu da müslümanların 1400
senedir beklediği Hz. Mehdi'dir.
Bediüzzaman Hazretlerinin Şam Hutbesi
Bediüzzaman hazretleri (hicri) 1327'de Şam'da Emevi Camii'nde onbin kişilik bir cemaate verdiği hutbesinde,
1371'den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmakta, ahir zamandan çeşitli tarihler vererek,
beklenen Mehdi'nin mücadele zamanlarına ve sonunda onları yeneceği tarihe dikkat çekmektedir.
Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslamın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Samiyedeki hakikatlar...
Evet şimdi olmasa da otuz-kırk sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasını o üç kuvveti tam teçhiz
edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve
muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaallah yarım asır (elli yıl) sonra onları
darmadağın edecek.
(Hutbe-i Samiye, 25)
Evet şimdi (1371) olmasa da otuz -kırk (30-40) sene sonra...
1.Fen: Müsbet ilimler, biyoloji, fizik, kimya v.s.
2.Hakiki marifet: hüner, sanat , ilem ve fenlerle öğrenilen bilgi.
3.Medeniyetin mehasını; medeniyetin iyiliklerini o üç kuvvetle donatıp, gerekli ihtiyacını karşılayıp o dokuz
engelleri yenip, dağıtmak için,
1. taharri-i hakikat meyelani; Hakikati araştırma meyli
2.İnsaf
3.Muhabbet-i insaniyeyi: insan sevgisini.
O dokuz düşman sınıfının cephesine gendermiş inşallah yarım asır sonra (50 sene) onları darmadağın eder.
1371 + 30 = 1401 (Miladi 1981)
1371 + 40 = 1411 (Miladi 1991)
1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001)
Bediüzzaman hazretleri Hicri 1400 yılı başlarında büyük Mehdi (a.r.) nin inkarcılarla mücadele zamanına 1401-
1411 = 1981 -1991 yılları arası - fen, hüner, sanat ve medeniyetin iyiliklerini birleştirip bunları yeneceği,
darmadağın edeceği tarihe 1421=2001 - dikkat çekiyor
Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazıb da olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık
çıkacak.
(Hutbe-i Samiye, 23)
Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti
Fecr-i Kazib: Sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan birinci kızıllık.
Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib'ten sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma,
1371 + 30 = 1401 = 1981
1371 + 40 = 1411 = 1991
Bediüzzaman İslam'ın dünyaya tekrar hakim olmasını güneşin doğusuna benzetiyor. Güneşin battıktan sonra
ertesi gün yeniden doğması gibi, İslam'ın da dünya üzerinde tekrar doğup parlayacağına bu benzetmeyle işaret
ediyor. Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık ifadeleriyle bu doğuşun başlangıç yıllarına dikkat çekilmiştir.Buna göre
zulmün, karanlığın dağıtılamaya başlaması 1981-1991 yılları, tam anlamıyla susturulup dağıtılması ise 2001
yılında tamamlanacaktır.
Cay-i dikkat ve hayrettir ki, üç fikra bil'ittifak binbeşyüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına manidar,
makul ve hikmetli bir surette binbeşyüz altıdan ta kırk ikiye, ta kırk beşe kadar üç inkilab-ı azimin ayrı ayrı
zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır.
Fatiha'da doğru yolda olanlar ashabının taife-i kübrasını tarif eden fikrası, seddesiz binbeşyüzaltı veya yedi
ederek tam tamına fikrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku ve sedde sayılsa fikrasına üç manidar
farkla tam muvafakati ve manen mutabakatı bu hadisin imasını te'yid edip remz derecesine çıkartıyor.
(Kastamonu Lahikası, 23)
Suyuti hazretleri ümmetin icabet ömrünün hicri 1500 senesini geçmeyeceğini bildiriyor. Bediüzzaman Hazretleri
de, ümmetin galibane mücadelesinin 1500-1506 yıllarında biteceğini; bundan sonra zayıflamalar başlayıp,
kıyametin bekleneceğini belirtiyor. Ümmetin galibane ömrü 1500-1506 yıllarında bitecekse, o zaman 1400-1500
yılları arasında Mehdi ve İsa (a.s.)'nın gelmesi, ayrıca Mehdi'nin de 1400 yılı başlarında göreve başlaması
gerekmektedir. Çünkü 1500 yılına bundan başka bir yüzyıl kalmamıştır.
Mehdi Liderliğinde İslamiyet Dünyaya Hakim Olacaktır
Elcevap: Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, herbir
fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zisan veya bir kutb-u a'zam veya
bir mürşid'i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübaret zatları göndermiş; fesadı izale edip, milleti
ıslah etmiş; Din-i Ahmediye (A.S.M) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük
fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hek mehdi,
hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-i nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden
olacaktır. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir
saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte
kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal; Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve va'detmiştir,
va'dini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eger daire-i esbab ve hikmet-i
Rabbaniye noktasinda düsünülse, yine o kadar makul ve vukua layiktir ki; 'Eger muhbir-i Sadık'tan rivayet
olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır' diye ehl-i tefekkür hükmeder.
(Mektubat, 411-412)
Ahir zamanın En Büyük Fesadı: karışıklık , zulüm.
En büyük bir müçtehid: İhtiyaç hasıl olduğunda ayet ve hadislerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderi.
Hem en büyük bir müceddid: Dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah etmek üzere gönderilen büyük alim
ve
Peygamberimizin (s.a.v.) varisi olan zat.
Hem Hakim: Haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden devleti idare eden.
Hem Mehdi: Hidayete vesile olan.
Hem Mürşid: Doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran
Hem Kutb-u azam olan: Birçok müslümanın kendisine bağlandığı, zamanın en büyük yol göstericisi
Bir Zat-ı Nurani gönderecek
O ZAT ehl-i Beyt-i Nebevi'den: Peygamberimizin (s.a.v.) soyundan olacaktır.
Bediüzzaman hazretleri, ahir zamanin en büyük fesadı zamanında Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) soyundan bu
fesadı dağıtacak tek bir şahsın, bir zat-ı nurani (Nurani bir şahsın) ile İslam alemindeki zulümatı (karanlığı)
dağıtacağını bildiriyor ve bunun kıştan sonra baharın gelmesi gibi Adetullah'a uygun olduğunu, bunun da Allah'ın
gücü dahilinde olduğunu belirtiyor.
Rivayetlerde, ahirzamanın alametlerinden olan ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi'nin hakkında ayrı ayrı
haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eside onun çıkmasına hükmetmişler.
Allahu a'lem bissavab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset
aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır
me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir nevi Mehdi'ye veyahud Mehdi'nin onların imdadına o
vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i ilahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi al-i
beyt-ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve
oniki imam gibi büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde,
medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat
demiş: "Eskide çıkmış." Her ne ise...
Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i
Kur'aniyenin mayasi ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden a-li beyt, elbette
ahirzamanda şeriat-ı Muhammediyeyi ve hakikati-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile,
ilan ve icra ile, başkumandanları olan "Büyük Mehdi" nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya
göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların
muktezasıdır..."
(Sualar, 456 )
Şeriat-i Muhammediyye: peygamber efendimizin şeriati, halifelik
Şeriat: Kur’an-ı Kerim'in tarif ettiği ve bildirdiği yol
Hakikat-ı Furkaniye: Kur’an-ı Kerim'in esası ve mahiyeti
Sünnet-i Ahmediyye
İhya: Yeniden canlandırma
ilan: Herkese duyurma
İcra: Tatbik etme.
Bediüzzaman hazretleri, her asırda müslümanların ümitsizlik içine düştükleri sırada, manevi kuvvetlerini
desteklemek, şevklerini-mücahede güçlerini artırmak için bir nevi Mehdi manasında (müceddid) gönderildiğini ve
bu şahısların, ahir zamanda gelmesi beklenen Büyük Mehdi'nin vazifelerinden sadece bir kısmını yaptıklarını
belirtiyor.
Ahir zamanda beklenen Büyük Mehdi (a.r.)'nin de çıktığı zaman Peygamber efendimizin (s.a.v.) şeriatını Halife
olarak tatbik edeceğini, Kur-an-ı Kerim'in imanın esasını ve mahiyetini izah edip ümmetin imanını
güçlendireceğini, Peygamber efendimizin (s.a.v.) sünnetini canlandıracağını, bunları açıkça bütün dünyaya
göstereceğini ve herkese duyuracağını bildiriyor.
Peygamber efendimizin (s.a.v.) hadislerinde işaret edilen alametlerin büyük çoğunluğunun gerçekleşmiş olması,
birçok alimin ve Bediüzzamanın izahlarında da belirtilmiş olması, gösteriyor, inşallah Hicri 14.asırda yani içinde
bulunduğumuz asırda Hz. Mehdi (a.r.) 'nin başkanlığında İslam dünyaya hakim olacak ve bütün dünya bunu
tasdik edecektir. (Allahualem)
Mehdi'nin Üç Büyük Vazifesi
...Çok def'a mektuplarımda işaret ettiğim gibi, "Mehdi Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı
manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri
onun cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi
olacak:
Birincisi : Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intisar etmesiyle, her
şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalaletten
muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşey'i bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza
ettiğinden, Hazret-i Mehdinin, o vazifesini bizzat kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü
hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi
ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tasdikati ile yazdıkları eseri kendine hazır
bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve
manevi ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne
kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.
(Emirdağ Lahikası, 259)
Bediüzzaman hazretleri, Mehdi'nin 3 vazifesi olacağını bildiriyor.
..Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve madiyyun (maddecilik) ve tabiyyun (Tabiatçilik inancinin) beşer içinde
intisar etmesiyle (yayılmasıyla) herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini (maddeci düşünceyi) tam
susturacak.
Bediüzzaman burada Mehdi'nin birinci ve en önemli vazifesinin, felsefeyi ve maddecilik fikrini yani Allah'ı inkar
üzere kurulmuş materyalist felsefeyi tam anlamıyla susturmak olduğunu bildiriyor.
.... Mehdi'nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Herhalde o vazifeyi ondan evvel
bir taife (grup) bir cihette (bir yönüyle) görecek. O zat (Mehdi) o grubun uzun tasdikati (araştırmaları) ile yazdıkları
eserleri kendine hazır bir program yapacak. Onun ile o birinci vazifesini tam yapmış olacak.
Bediüzzaman hazretleri burada ise Mehdi'nin en önemli vazifesi olan felsefeyi ve maddecilik fikrini yani
materyalist felsefeyi sustururken, vaktinin olmayacagından, talebelerinin geniş araştırmalar sonucu hazırlamış
olduğu eserleri kendisine program olarak seçeceğini, onlardan faydalanacağını bildiriyor.
Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir
kısım şakirdleridir (talebeleridir). Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.
Bediüzzaman hazretleri Hz. Mehdi (a.r)'ye birinci vazifesinde yardımcı olan talebelerinin; ihlas, sadakat ve
tesanüd sıfatlarına tam sahip olduklarını, sayılarının çok az olmasına rağmen, yaptığı çalışmalarından dolayı bir
ordu kadar kuvvetli ve kıymetli olduklarını bildiriyor.
İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (A.S.M) ünvanı ile seair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslamın
vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gabad-i İlahiden kurtarmaktır. Bu
vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.
(Emirdag Lahikası, 259)
Hz. Mehdi (a.r)'in ikinci vazifesi ise, Hilafet-i Muhammediyye (peygamberimizin yerine halife) ünvanı ile
seair-i İslamiyeyi (islamın adetlerini) ihya etmektir. (yeniden canlandırmaktır)
(Emirdağ Lahikası, 259)
Hz. Mehdi (a.r) şu anda çeşitli gruplar halinde dağınık olan müslümanları birleştirip, halife olarak başlarına
geçecek, İslamın emirlerini, adetlerini, peygamberimizin sünnetlerini canlandıracak, bidatleri kaldıracaktır.
Üçüncü Vazifesi : İnkilabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin
(A.S.M) kanunları bir derece ta'tile uğramasıyla O zat, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslamın
muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanin ve bilhassa Al-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan
milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.
(Emirdağ Lahikası, 260)
Hz. Mehdi (a.r)'nin üçüncü vazifesinin zamanın değişip, küfrün hakim olmasıyla zedelenen, birçok Kur-an-ı Kerim
ahkamını ve belirli bir süre ertelenen Peygamber efendimizin (s.a.v) şeriatını bütün müslümanların ve
peygamberimizin soyundan gelen seyitler cemaatinin yardımıyla yeniden canlandırmak ve uygulamak olduğu
bildiriliyor.
Birincisi : Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller, fakat hilafet-i
Muhammediye (A.S.M) ve ittihad-ı İslam ordularıyla zemin yüzünde saltanat-ı islamiyeyi sürmek cihetinde
herkes de, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece
geniş görünüyor; ve bu isim bir adama verildiği vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder, belki
de hodfürusluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir.
Ve eskiden beri ve sidi de çok safdil ve makamperest zatlar Mehdi olacağım diye dava ederler. Gerçi her asırda
hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifelerden birisini bir
cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını almamışlar.
(Emirdağ Lahikası, 260)
Bediüzzaman hazretleri geçmis asırlarda gelen müceddidlerin yukarıda sayılan 3 vazifeden (iman, hayat-şeriat)
yalnızca birisini bir cihetle yaptıklarını ve bu sebeple Ahirzamanın büyük Mehdi'si ünvanını alamadıklarını
bildiriyor.
Fakat ahir zamanda gelecek olan büyük Mehdi (a.r.) bu üç vazifenin tamamını eksiksiz yapacağı için bu ünvanı
alacağı bildiriliyor. Sonuç olarak ahir zamanda gelecek olan Mehdi (a.r.) insanların imanının kurtulmasına vesile
olacak, materyalist felsefeyi tamamen çürütecek, halife olarak başa geçip, İslamın emirlerini uygulayacak, Kuran'ın
hükümlerini ve Peygamberimizin şeriatını ilan edecektir.
Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimmi ve en büyüğü ve en
kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi nesr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak.
O zatın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad
ve ihlas ve sadakatle olduğu halde bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet bir hakimiyet lazım ki, o ikinci
vazife tatbik edilebilsin.
O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslama bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i
İslama hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir.
Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak
ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli
görünüyorlar.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
Bediüzzaman hazretleri burada da, Ahir zamanda gelecek olan Mehdi (a.r.) nin üç büyük vazifesinin olacağını
bildiriyor. Bunlardan en önemlisinin imana ait bütün meseleleri ihlasla, sadakatle yaygınlaştırmak, ehl-i imanı
delaletten İslamdan sapmalardan uzaklaşmalardan kurtarmak, ikinci vazifesinin şeriatı uygulamak üçüncü
vazifesinin de Halife olarak, bütün İslamı güçleri birleştirip, bütün dünyayı fesattan, küfürden, temizlemek
olduğunu bildiriyor.
Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.
Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor. Rivayat-i
hadisiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanı hakaikdeki tecdid itibariyledir.Fakat, efkar-i
ammede, hayat-perest insanların nazarında zahiren geniş ve hakimiyet noktasında cazibedar olan hayat-i
içtimaiye-i İslamiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile, o nokta-i
nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar.
Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda , yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini
cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaat-i
nuraniyesini temsil eden Hazret-i mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.
(Kastamonu Lahikası, 139)
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)
Bediüzzaman hazretleri kendi yaşadığı devirde bütün bu vazifenin icrasının bir şahısta veya bir cemaatte
bulunmasının imkansız olduğunu ve bunların tamamını ancak ahir zamanda gelecek Mehdi ve onun cemaatinin
yapacağını bildiriyor.
Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşey'i kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen o
zat dahi bu zamanda gelse, harekatını o cerayanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat
edecek ve hedefini değiştirecek, diye tahmin ediyorum.
Hem üç mes'ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en azami, iman
mes'elesidir. Fakat şimdi umumun nazarında ve hal-i alem ilcaatında en mühim mes'ele, hayat ve şeriat
göründüğünden, o zat şimdi olsa da, üç mes'eleyi birden umum rüy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev'i
beşerdeki cari olan adetullaha muvafık gelmediğinden, herhalde en azim mes'eleyi esas yapıp, ötesi mes'eleleri
esas yapmıyacak, ta ki iman hizmeti, safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk iğfal olunabilen
akıllarında o hizmet başka maksadlara alet olmadığı tahakkuk etsin.
(Kastamonu Lahikası, 57 Sikke-i Tasdik-i Gaybı, 43)
"faraza hakiki Beklenen O zat" dahi bu zamanda gelse;
Bediüzzaman hazretleri, burada Mehdi'nin henüz gelmediğini ifade ederek kendi yaşadığı devirde müslümanların
imani meselelerinin henüz halledilmediğini, Mehdi'nin gelmesi için ortamın uygun olmadığını ve beklenen zatın o
zaman da gelse imani meselelerin halledilmesi için çalışacağını, kendisinin bu meseleler üzerine çalışarak
Mehdi'ye ortam hazırlardığını belirtiyor.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin daha evvelki izahlarında da belirttiği gibi, Hz. Mehdi (a.r.) önce, en azim ve
en büyük mesele olan iman konusunu halledip, özellikle aydın tabakanın imanının kurtulmasına vesile olacaktır.
Birinci mesele hallolduktan sonra diğer iki vazifesini de yapıp, bu üç önemli vazifeyi yapmış olacaktır.
HZ. İSA ALEYHİSSELAM VE MEHDİ
İsa (a.s.)'ın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir
Tevatür: Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber. (Büyük Lugat-Tur-
Dav, 3003)
Şevkani de İsa (a.s.)ın ineceğine dair hadislerin sayısının 29'a ulaştığını söyleyerek bunları bir bir
nakletmiş ve sonunda : Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla
şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa (a.s.)ın
inmesine dair hadisler mütevatirdir demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338
Kıyametin büyük alametlerinden biri olmak üzere ahir zamanda Hz.İsa (Aleyhisselam)'ın gökten yere
ineceğini bildiren hadisler tevatür derecesindedir.
Sahih-i Müslim, 2/58
Allah Resulu (s.a.v.)'den mütevatir olarak rivayet edilen hadislere göre Allah'ın Resulu (s.a.v.) Hz.İsa
(a.s.)'ın kıyamet gününden önce adaletli bir imam ve hakem olarak ineceğini haber vermiştir.
Ibn-i Kesir, Hadislerle Kur'an Tefsiri, 13/7163
İSA (A.S.)'IN GELECEĞİNİ BİLDİREN SAHİH HADİSLER
Ebu Hureyre şöyle demiştir : Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)'ın adil bir hakim olarak sizin
içinize inmesi muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracaktır, mal o
kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır.
Sahih-i Müslim, 6/532
Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayet edilmiştir : Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
Benliğime hakim olan zata yemin ederim ki, Meryem'in oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek
yakındır. O, Haç'ı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak; mal çoğalacak ki, kimse onu kabul
etmeyecektir.
Sünen-i Tirmizi, 4/93
Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu :
İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet başkanı) olarak (gökten yere) inmedikçe kıyamet
kopmayacaktır. O, (indiğinde) haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracaktır. Mal da o kadar
çoğalacaktır ki hiç bir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibni Mace, 10/340
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
İsa bin Meryem (a.s.) benim ümmetim içinde;
1- adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak,
2- haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir.
3- (Zimmilerden) Cizyeyi kaldıracak,
4- ve zekatı terkedecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü ne de deve sürüsü üzerine zekat memuru
çalıştırılmayacaktır.
5- Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.
6- Din birliği de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır.
Sünen-i Ibni Mace, 10/334
1- Hz. İsa (a.s.) adaletli bir yönetici olacaktır.
2- Hadiste Hz. İsa (a.s.)'ın haçı kırıp, domuzu öldüreceği belirtilmiştir. Serhü's Sünne'de ve başka
hadis kitaplarında; Hz.İsa (a.s.)'ın tahrif olmuş, aslından uzaklaşmış olan Hıristiyanlığı iptal
ederek Ser-i Şerifimizle (İslamiyetle) hükmedeceği belirtilmiştir. Hz.İsa (a.s.) tekrar geldiği zaman
teslis inancı haça tapınma, ruhbaniyet... gibi Hıristiyanlığın da esasında bulunmayan hurafeleri
kaldıracak, bu dini indirildiği ilk haline döndürecektir.
İsa (a.s.)'ın domuzu öldürmesine dair cümlenin manası da şöyledir : O, domuz beslemeyi ve
yemeyi yasaklayacak ve öldürülmesini emredecektir. Artık yeryüzünde domuz bırakmayacak ve
böylece domuzun yenilmesini de tamamen önleyecektir.
3- İsa (a.s.)'ın cizyeyi, yani Ehl-i Kitab'tan alınan vergiyi kaldırmasına dair cümle de şöyle
yorumlanmıştır : Yani İsa (a.s.), Ehl-i Kitap olan insanları müslümanlığı kabul etmeye zorlayacak
ve böylece cizye vermelerini kabul etmeyecektir.
Diğer bir yorum şekli de şöyledir : Cizye hiç bir gayr-i müslimden alınmayacaktır. Bu nedenle
cizye almaya da gerek kalmayacaktır. Çünkü cizye müslümanların ihtiyaçlarında kullanılmak
üzere alınır. İhtiyaç kalmayınca cizye almaya da gerek kalmaz.
4- İsa (a.s.)'ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata müstahak fakirin kalmaması
sebebiyledir. Bu hüküm de cizye ile ilgili hüküm gibidir. Yani İsa (a.s.) İslam dininin koymuş
olduğu zekat hükmünü kaldıracak değildir. Böyle bir mana düşünülemez. Maksad şudur : Yüce
dinimiz, zekat müessesesini o döneme kadar tatbik edilmek ve o dönemde gerek
kalmayacağından tatbik edilmemek üzere koymuştur. İsa (a.s.) da İslam'ın konulmuş hükümlerini
tatbik edecektir.
5- İsa (a.s.) zamanında, Yahudilerin başına geçen Mesih-i Deccal öldürülüp, fikir sistemi yokedilecek
ve dünyadaki yahudi hakimiyeti tam anlamıyla son bulacaktır. Masonluk v.s. gibi nifak odakları
tamamen yok edilecek, bütün dünya huzur içinde yaşayacaktır.
6- Bir hadis-i şeriflerinde Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur :
Muhakkak O yeryüzüne inecektir... İnsanları İslama davet edecektir.
O'nun zamanında Allah Teala İslam dışında bütün dinleri kaldıracak.
Tezkiret-il Kurtubi, 499
Yukarıdaki hadislerde Hz.İsa (a.s.)ın yeryüzüne indiriliş alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi
gerçekleşmemiştir. Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza etmekte, teslise inanılmakta, domuz eti
yenmektedir. Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam
etmektedir. Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda İsa (a.s.)ın gelmediği anlaşılmaktadır. Yakın zamanda
yani hicri 14.yüzyılda dünyaya tekrar gelecektir.
İSA (A.S.) VE MESİH DECCAL
Mesih-i Deccal : Hakki batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin haberleriyle, ahirzamanda gelecek ve Allah'ı
(c.c.) inkar edip kendisinin ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek, yahudiler arasından çıkacak tek
gözlü kör bir şahıstır.
Büyük LUGAT TÜR-DAV
Her biri Allah'ın resulu olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı deccal gönderilmedikçe kıyamet
kopmayacaktır.
Sünen-i Tirmizi, 4/82
Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte Mesih (deccal) çıkacaktır:
Hz.İsa (a.s.) ilk defa göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından, O'nun zamanında annesi, babası olan;
doğup büyüyen 33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz.İsa (a.s.) olma ihtimali yoktur. Ondan evvel çıkan sahte
Mesihlerin (deccallerin), o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp belli bir yaşa geldikten sonra
sapıtıp kendilerinin Hz. İsa(a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat dikkatli, ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu
yalanları farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu durum, yahudilerin dünyaya hakim olması için materyalistmarksist
stratejiyi tamamen terk etmelerine kadar devam edecektir.
Yahudilik bu sefer dünyaya hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada materyalizme galip gelmiş olan
"yaratılış" inancını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isteyeceklerdir. Bu devrede içlerinden en şerli ve
en kabiliyetli olan kişiyi bir deyimle Mesih-i Deccal'i başlarına geçireceklerdir.
"Deccal yahudidir!"
Sahih-i Müslim, 11/365
Mesih-i Deccal hipnotizma, manyetizma ve sihir türünden bazı yöntemleri kullanarak birçok istidracı (*) harikalar
gösterecek, kendisinin Beklenen Mesih (yani İsa) olduğunu iddia edecektir. (Mesih, İsa peygamberin lakabıdır.)
Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve manyetizmanın hadisatı nev'inden müdhiş
harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip cebbarane suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip
uluhiyetini ilan eder.
Yahudilerin ve Hıristiyanların büyük bir kısmı O'nun liderliği altında birleşeceklerdir.
"Deccal'in ekseriyette tabiileri (ona uyanlar) yahudilerdir."
Sahih-i Müslim, 11/362
Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen Avrupa'da Amerika'da, İsrail'de, Rusya'da ve daha birçok ülkede
meşru gösterilen ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği daha da teşvik edecektir. İçki, domuz eti başta
olmak üzere, yukarıda saydığımız sapıklıkları kabul eden birçok hıristiyan sevinçle O'na katılacaklardır. Yahudiler
de tam hayallerindeki gibi ahlaksız, zalim, sadist biri Mesih olarak kabul etmenin sevinci ile O'na sıkı sıkıya
bağlanacaklardır.
Birçok saf hıristiyan o devirde Hz.İsa'yı beklediklerinden dolayı O'nu tahrif edilmiş, değiştirilmiş İncil'deki vasıfları
ile bekleyeceklerdir. Mesih-i Deccal de tam onların hayal ettikleri gibi istidracı harikalıklar gösterecektir. Mesela:
bir şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini konuşur halde gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve hipnozla, annesinin
O'na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine işittirecektir. Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır. (Dışarıdan
bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi o görüntüyü görmez)
Deccal, bunların dışarıda önce beklenen İsa olduğunu iddia edecek, sonra da hıristiyanlığın teslis inancındaki gibi
Allah'ın kendisine hulül ettiğini (içine girdiğini) söyleyerek (haşa) ilahlığını ilan edecektir. Hiristiyan ve Yahudi
inançlarına uygun sapık fikirlerini yayarak dünyada muazzam bir taraftar kitlesi kazanacaktır. Daha çok keyfe ve
zevke yönelik, ahlaksızca ögretileri ve tavsiyeleri olacağı için bu sayı daha da artacaktır.
Böyle azgınlığın arttığı bir devrede İslam alemi de Hz.Mehdi (a.r.)nin liderliğinde birleşmiş olacaktır. Hz.Mehdi
(a.r.) her ne kadar Hıristiyan alemini "Sahte Mesih"e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri gibi sapık
iddialarda bulunmasından bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve İstidrac nevinden birçok harikalıklar
göstermesinden dolayı bu izahlara aldırmayacaklardır.
Hz.Mehdi (a.r.)nin O'nun gösterdiği istidracı harikalıkları bozmaya gücü yetmeyecektir. O halüsinasyonlardan
oluşan istidracı harikalıkları ancak Hz.İsa (a.s.) bozacaktır.
Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi
altına alan) o dehşetli Deccal'i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu'cizatlı ve umumun
makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa
Aleyhisselamdır.
Mektubat, 53
İşari manada ayet mealleri
26/32- Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.
7/117- Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün
uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.
Hz. Musa (a.s.) O zamanın deccallerinin isdidraclarını ancak mucize ile yok etmişti.
...O'nun (Hz.İsa a.s.'ın) nefesinin kokusunu duyan hiçbir kafirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal'in
yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan olacak fikir sistemi yok edilecektir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/323
Hz. İsa (a.s.) da Mesih-i Deccal'in istidraclarını, oyunlarını mucize ile bozacaktır. Deccal'in yalancı olduğu etrafa
dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan olacak fikir sistemi yok edilecektir.
İsa (a.s.) Deccal'a nihayet Lud kapısı yanın yetişecek ve onu öldürecektir.
Sünen-i Tirmizi, 4/105
Hz. İsa(a.s.) Lud kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak, onu tartışarak yenecektir; Deccali öldürmesinden
kasıt fikir sistemini yok etmesidir. Bedenen de öldürecek midir, bilemiyoruz. Hz. Musa (a.s.) Firavun'un fikir
sistemini yok etmişti. Hz. İbrahim (a.s.) Nemrud'un fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi (a.r.) Süfyanın şahsını
değil fikir sistemini yok edecektir. Hz. İsa (a.s.) da Mesih-i Deccal'in fikir sistemini öldürecektir. Önemli olan da fikir
sistemidir. Şahsın ölmesi fikir sistemi ölmeden birşey ifade etmez.
Deccali mucize ile yenen Hz. İsa(a.s.)'ın gerçek Mesih olduğunu anlayan Hıristiyan alemi büyük bir süratle O'nun
doğru yoluna yani İslam'a girecektir. Yahudiler inatlarına devam edecekler, müslümanlarla yaptıkları bir savaştan
sonra yenileceklerdir. (Melaheme-i Uzma, Hıristiyan dilinde Armegedon). Bundan sonra bir tek din: İslamiyet
kalacaktır. Diğer bütün dinler ortadan kalkacaktır. (Allahualem)
İSA (A.S.) ZAMANINDA YERYÜZÜ BARIŞLA DOLACAK
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.
-Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır.
-Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.
Sahih-i Müslim, 1/136
Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334
Harp (erbabi) ağırlıklarını (yani silah ve saireyi) bırakır.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 496
Hz. Mehdi (a.r.) ve Hz. İsa (a.s.) Yahudilerin başına geçen Mesih-i Deccal'i öldürüp, sistemini dağıttıktan sonra
dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile ırkçılık, milli egoizm
yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce haline gelecek; ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist
felsefe, komünizm, faşizm, kapitalizm v.s. tarih sahnesinden silinecek, egoistlik, bencillik, kin düşmanlık her türlü
sapkınlıklar etkinliğini kaybederek yok olacaktır. Savaşların, çatışmaların sebepleri yok olacağı için, savaş
sanayine harcanan tirilyonlarca lira, bu sefer meşru ihtiyaçlara, gıdaya, imara, teknolojiye, kültür harcamalarına,
sağlık ihtiyaçlarına v.s. gibi insanların mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara harcanacaktır. (Allahualem)
İSA (A.S.) ZAMANINDA BÜYÜK BOLLUK OLACAK
...Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340
Meryem oğlu (İsa) iner ve Deccal'i öldürür. Ondan sonra kırk yıl bol nimet içinde yaşarsınız.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 90
İsa (Aleyhisselam)'ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata muhtaç fakirin kalmaması sebebiyledir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/339
Hz. İsa(a.s.)zamanında, bilimin gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi arttırılacak, ilim ve teknoloji
son safhaya ulaşacak, dünya kurulduğundan bu yana teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar
teknolojinin imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Bu devreye bu yüzden "Altın Çağ" adı
verilmiştir. (Allahualem)
İSA (A.S.) YENİ BİR DİN GETİRMEYECEKTİR
Ebu Seyh, Kitab-ül Fiten'de Ebu Hureyre'den tahric etti, Resulullah buyurdu: İsa bin Meryem iner, Deccal'i
öldürür ve kırk (40) yıl Allah'ın kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 92
İmam Nevevi: Hz. İsa Ümmeti Muhammed'e Peygamber olarak değil; Şeriat-ı Muhammediyyeyi tatbik
etmek için gelecektir, demektedir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 68
Kadi Iyaz: "İsa (a.s.) ın inmesi, Deccal'i öldürmesi haktır ve gerçektir. Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda
varid olan hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne de Ser-i Şerif'te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir delil
yoktur. Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve Cehemiye mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara
katılanlar bu konudaki hadislerin, Allah'ın 33/40- "Muhammed, ... ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin
sonuncusudur." mealindeki ayete, Peygamber Efendimizin "Benden sonra hiçbir peygamber yoktur"
mealindeki hadisine ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir peygamberin olmadığına ve şeriatının kıyamete
dek ebedi olup, hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair müslümanların icma'ına ters düştüğü gerekçesiyle
reddedilmiş olduğunu ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve gerekçe batıldır. Çünkü İsa (a.s.) 'ın inmesinden
maksad onun şeriatımızı yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve Peygamber olarak inmesi değildir. Ne bu hadislerde
ne de başka hadislerde böyle birşey yoktur. Bilakis İsa (a.s.)'ın şeriatımızla hükmedecek adil bir hakim ve halkın
terkettiği şeriatımızın hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih hadislerle sabittir." demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338
Hz. İsa (a.s.) inecek ve hatem'ür rüsul Resulullah (s.a.v.) efendimizin şeriatina tabi olacaktır.
Mektubat-i Rabbani, 2/1309
Hz. İsa (a.s.) Efendimiz ahirzamanda yeryüzüne indirildiği vakit, peygamberlikle vazifeli olarak yeni bir şeriat
getirmeyecektir. Sahih hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri'nin izahında belirtildiği şekilde, Peygamber
Efendimizin (s.a.v.) Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim ayetlerine göre hükmedecektir.
İSA (A.S.)IN HİLYESİ
Peygamber efendimiz buyurmuştur ki:
Onu gördüğünüz zaman şu alametlerle tanıyınız:
1.Uzuna yakın orta boylu
2.Rengi kırmızı ile beyaza yakın
3.Üzerinde herd boyası ile boyanmış iki elbise vardır.
4.O derece temiz ki kendisine ıslak dokunmadığı halde başı su damlatır gibidir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 499
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: Geceleyin yürütüldüğüm zaman Musa
Aleyhisselam'a kavuştum. (Peygamber onu tavsif ederek:) Bir de gördüm ki, O Senüe kabilesi
erkeklerinden biri gibi kara yağız, uzun boylu, balık etli, düz saçlı bir zattır. İsa'ya da kavuştum
(Peygamber onu da tavsif ederek: ) İsa, orta yapılı, sanki hamamdan çıkmış gibi al çehreliydi.
Sahih-i Müslim, 2/1053
Yine Abdullah Ibn-i Ömer (r.a.) dan rivayet olunduguna göre Nebi (s.a.v.) demistir ki:
Ben bu gece kendimi rüyamda Kabe'de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki o esmer
insanlardan en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (yeni) taranmış ve arınmıştı da bas'inin
saç)ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt'i tavaf ediyordu. (orada bulunanlara)
bu kimdir? diye sordum. Onlar : bu Meryem'in oğlu Mesih (İsa)'dır, dediler.
Sahih-i Buhari, 9/177
İSA (A.S.) PEYGAMBERİMİZİN (S.S.V) KABRİ YANINA DEFNEDİLECEKTİR
İbni Asakir Abdullah b. Selamdan: "Tevrat'ta Peygamberin sıfatı anlatılıyor ve orada İsa aleyhisselamin
onunla beraber defn edileceği yazılıyor.
Buhari Tarihinde, İbni Asakir Ondan (Abdullah b. Selam) dan nakl ettiklerine göre, İsa aleyhisselam
Resulüllah ile iki Sahabisi (Ebu Bekr ve Ömer (r.a.) 'nın yanında defn edilip kabir adedi dörde çıkacaktır.
İbni Cevzi'nin Abdullah bin Ömer (R. Anhüma)'dan merfuan nakl ettiği bir rivayette şöyle buyurulmaktadır:
"İsa aleyhisselam yeryüzüne inecek, evlenecek çoluk çocuk sahibi olup kırk beş sene yaşıyacak, sonra
ölecek, benimle ayrı kabire gömülecek, sonra ben ve İsa aynı kabirden Ebu Bekr ile Ömer (r.a.) arasından
kalkacağız!"
Kıyamet Alametleri, 246/247
Hz. İsa, yeryüzünde iken evlenecek ve bir çocuğu olacaktır. Ölünce, müslümanlar onun namazını kıldıktan
sonra Ravza-i Mutahhare'ye defnedeceklerdir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 65
Muhakkak ki, Meryem oğlu, İsa yeryüzüne indiği zaman evlenecek, çocuğu olacak, yeryüzünde 45 yıl
kalacaktır.
Miskatü-l Mesabih, 3/47
İsa (a.s.) yeryüzünde indikten ve 40 yıl kalıp yaşadıktan sonra ölür. Müslümanlar, O'nun cenaze namazını
kılarak O'nu toprağa verirler. (Bu hadis, ebu Davud et Tayalisi'nin Müsned'inden rivayet edilmiştir.)
Hazreti İsa (a.s.) yeryüzünde kırk sene yaşadıktan sonra vefat edecektir. Müslümanlar O'nun cenaze
namazını kılarak defnedecekler.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 498-499
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45 sene kaldıktan sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat edecektir.
Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATINDA İSA ALEYHİSSELAM
İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar Gönderilecektir:
Süfyan ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki, Ahir zamandan dinsizliğin iki ceryanı kuvvet
bulacak.
Birisi: Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs ehl-i
nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i Nebevinin silsile-i
nuranisine baglanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir
zat-ı nurani, o Süfyanin şahs-ı manevisi olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp dağıtacaktır.
(Mektubat, 53)
****
Hadis-i şeriflerde İsa (a.s.)'dan önce geleceği bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan'ın İslam aliminde yaptığı manevi
tahribatı tamire çalışacak, İslamiyetin yeniden canlandırılmasına ve dünya çapında yayılmasına gayret edecektir.
Hz.Mehdi(a.r.), Allah'ı inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve teorileri tam anlamıyla susturacak, başta
Süfyan'dan kaynaklanan bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını kapatacaktır. Mehdi, Halife ünvanıyla İslam
aleminin başına geçecek, Kur-an-ı Kerim'i ve iman esaslarını günün şartlarını da dikkate alarak ilmi bir şekilde
insanlara açıklayacak, müminlerin imanlarını güçlendirecektir.
İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-i nemrudane, gittikçe
ahirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir.
Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam,
herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir güna hakimiyet verir. Öyle de : "Allah'ı inkar eden o cereyan
efradları birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri,
ispirtizma ve manyetizmanın hadisatı nev'inden müdhiş harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip,
cebbarâne sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir
sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık
olduğu malumdur.
Hz. Mehdi (a.r.)'nin önderliğinde İslam aleminin birleşip fevkalade neticeler almasından ve yepyeni bir
medeniyetin doğmasına sebep olmasından çok etkilenen yahudilik, dolayısıyla siyonizm, bu sefer "dünya
hakimiyeti" için Hz. Mehdi (a.r.)ye alternatif olarak Mesih-i Deccal lakaplı, hipnotizma, sihir, manyetizma gibi
istidracı harikalıkları olan bir şahsı çıkaracak. Bu şahıs önce peygamber, daha sonra da (haşa) İlah olduğunu
iddia edecektir.
İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)'in şahsiyet-i
maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul
edecek; hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i
İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyete inkilab edecektir... Ve Kur’an'a iktida ederek, o
İsevilik , şahs-ı manevisi, tabi; ve İslamiyet, metbu' makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir
kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde,
dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan şahs-ı İsa
Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey'in vadine istinad
ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Sey "va'detmiş elbette yapacaktır.
(Mektubat, 53-54)
****
Mesih'i Deccal'in çok kuvvetli olduğu bir devrede, Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu hurafelerden, sapkınlıklardan
(teslis, haç, domuz eti yemek v.s.) temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline dönecek bir nevi İslamiyet gibi
olacaktır. İlahi dinler birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri onu düzeltmek ve yeni hükümler koymak
için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir
nevi İslamiyet olacak, Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim'e uyacaklardır. Ayrı ayrı iken mağlup olan Hıristiyanlık ve
İslamiyet birleşmeleri sonucunda kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce geldikleri sırada; Hz. İsa
(a.s.) Allah (c.c.) tarafindan cismani olarak dünyaya gönderilip, bu kuvvetin başına geçecektir. Bunu
Peygamberimiz (s.a.v.) Allah'ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) Allah'ın vaadine
dayanarak haber vermiştir. Allah (c.c.) tarafindan cismani olarak dünyaya gönderilip, bu kuvvetin başına
geçecektir. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) Allah'ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah (c.c.) elbette vaadini
yerine getirecektir.
Sahih hadislerde müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa(a.s.) efendimizi Tek bir
zat olarak değil de "şahs-ı manevi veya cemaat" şeklinde düşünmek veya "gelmiştir, görevini yapıp vefat etmiştir"
iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir,
müslümanlara çok büyük zarar verebilir. Allah (c.c.) bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette yerine getirecektir.
Bediüzzaman başka bir eserinde de İsa (a.s.)'ın dünyaya tekrar gelmesinin kesin olduğunu bildiriyor.
Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa'nın semavi nüzulu kat'i olmakla beraber; mana-yi işarisiyle başka
hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane işaret ediyor.
(Kastamonu Lahikası, 50)
İsa (a.s.) Mesih Deccal'i Öldürecektir:
Kat'i ve sahih rivyatte var ki: "İsa Aleyhisselam büyük Deccal'i öldürür."
Vel'ilmü indallah, bunun da iki vechi var:
Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve
herkesi teshir eden o dehşetli Deccal'i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve muc'cizatlı ve
umumun makbulü bir zat olabilir ki: O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i
İsa Aleyhisselam'dır.
İkinci vechi şudur ki: "Şahs-i İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal'in, teşkil ettiği dehşetli
maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o
ruhaniler, din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcaderek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek.
Hatta, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tabi olur. " diye rivayeti bu ittifaka
ve hakikat-ı Kur-aniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.
(Sualar, 493)
****
Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle herkesi etkileyerek varlığını sürdüren deccal ve onun fikir sistemi,
ancak, vahiyle hareket eden gerektiğinde mucizelerle desteklenen İsa (a.s.) tarafindan yok edilecektir.
Hz. İsa (a.s.) tekrar dünyaya geldigi zaman yeni bir din getirmeyecek, Islam dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber
oldugu için, kendisine vahiy gelecek ve mucize gösterecektir.
Hz. İsa (a.s.)'ın başkanlığı altında Hıristiyanlığın hakikati ile İslamiyeti birleştiren talebeleri, bu birleşmenin
sağladıgı güç ile Mesih-i Deccal'in dinsizlik cereyanını, Allah'ı (c.c.) inkar fikrini etkisiz hale getirip, yok edecektir.
Hem alem-i insaniyette inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal
komitesini, Hazret-i İsa (a.s.) 'ın din-i hakikisini İslamiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar
bir İsevi cemaati namı altında ve "Müslüman İseviler" ünvanına layık bir cemiyet, o Deccal komitesini,
Hazret-i İsa (a.s.)'ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.
(Mektubat 413)
Bediüzzaman hazretleri, Hıristiyanlığı bütün sapkınlıklarından arınmış olarak uygulayan müslüman isevilerin
(Hiristiyanlar) Hz. İsa (a.s.)'ın komutası altında, Yahudilerin başına geçen Mesih-i Deccal'in fikir sistemini bir daha
toparlanamayacak şekilde yok edeceğini ve Dünya'yı Allah (c.c.) 'ı inkardan kurtaracağını bildiriyor. Böylece
dünyadaki Yahudi hakimiyeti tam anlamıyla son bulacak, güzel ahlak, hoşgörü, sevgi-saygı üzerine kurulmuş
İslamiyet dünyaya hakim olacaktır.
İsa (a.s.) Geldiğinde Başlarda Tanınmaması:
Hazret-i İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes O'nun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve
havassı, nur-u iman ile O'nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herke O'nu tanımayacaktır.
(Mektubat, 54)
Bediüzzaman hazretleri, Hz. İsa (a.s.) 'ın dünyaya geldiğinin ilk yıllarında ancak yakın talebeleri tarafindan imanın
nuru ile tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu tanıyamayacağını bildiriyor.
Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir,
herkes bilemez.
(Sualar, 487)
Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit) imtihan sırrı olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra
kendisinin farkına varacaktır. Talebeleri de imanın nuru ile O'nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan
tanıyacaklardır. Herkes açıkça O'nun Hz. İsa'(a.s.)olduğunu bilmeyecektir. Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde
mücadelesine başlayacaktır.
İsa (a.s.) tam anlamıyla zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu görecek ve hakiki İsa (a.s.) olduğunu
bileceklerdir. Fakat yine de "-Acaba gerçekten İsa bu mu?" diye şüphe edenler var olacaktır; Böyle şüphesi
olanlar küfürle suçlanamaz, çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir. Yalnız böyle şüphede olanlar bu mübarek
şahsın feyzinden, bereketinden mahrum kalabilir.
İsa (a.s.)ın Küçük Bir Cemaati Olacak:
İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal'in
mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)
Hz. İsa (a.s.) küçük bir cemaat içerisinde vazifeye başlayacaktır. Daha ziyade İsrail ve İsrail'e yakın bölgelerde
faaliyet gösterecektir. Okullarda ve askeri birimlerde talebeleri olacak ilk başta kendilerini
gizleyeceklerdir.(Allahualem)
Hakim et-Tirmizi, "Nevdirü'l Usul"da şöyle nakletmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.): Meryem oğlu İsa
Ümmetim içinde havarilerinden bir takım halkı bulacaktır. Başka rivayette ise Peygamberimiz (s.a.v.) üç
defa: Muhakkak ki Mesih (İsa) aleyhisselam bu ümmetten birtakım kavimlere yetişecek ki, onlar sizin
gibidirler. Yahut sizden daha hayırlıdırlar. İlkinde benim sonunda Mesih (İsa)nın bulunduğu bir ümmeti
Allah asla utandırmaz, buyurmuştur.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 501
Resulullah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdu:
Yemin ediyorum ki Meryem oğlu İsa o gün yeryüzünün en hayırlı 800 erkek ile 400 kadın kişilerin yanlarına
inecektir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 498
İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler Mütaşabihtir:
Bediüzzaman Said Nursi, İsa (a.s.)'ın inmesine ve Deccal'i öldürmesine aid hadislerin müteşabih (benzetmelerle
anlatılan) hadislerden olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani müteşabihatının çözülerek açıklanması
gerektiğini izah etmektedir. Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin müteşabıhatına aldırmadan, zahirine bakıp
şüpheye düştüğünü veya hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini ifade etmektedir.
Ahir zamanda Hazret-i İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal'i öldürmesine ait hadis-i şahihanın ma'na-yı hakikileri
anlaşılmadığından, bir kısım zahir ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler; veya
sıhhatini inkar edip, veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar
verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye
tezyifkarane bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu gibi ehadis-i müteşabihenin hakiki te'villerini Kur'an feyziyle
göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz. Şöyle ki:
Hazret-i İsa (a.s.) Deccal ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa onu öldüreceği vakitte, on arşın yukarıya atlayıp
sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o derece Deccalin heykeli Hazret-i İsa
Aleyhisselamdan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir. Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife ve
sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde cari olan adetullaha muvafık düşmüyor.
(Kastamonu Lahikası, 49)
****
Rivayette var ki: - İsa Aleyhisselam Deccal'i öldürdüğü münasebetiyle "Deccal'in fevkalade büyük ve minareden
daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok küçük bulunduğunu.." gösterir.
Bunun tevili şu olmak gerektir ki:
İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal'in
mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)
Bediüzzaman Hazretleri, hadis-i şerifte İsa aleyhisselam'ın Deccal ile mücadelesinde onu öldüreceği vakitte on
arşın (5 metre) yukarıya atladıktan sonra kılıcı ancak onun dizine yetiştirebildiği derecesinde Deccal'in İsa'ya
(a.s.) oranla boyunun on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması gerektiğini izah etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah'ın
kudreti dahilinde olmakla beraber adetullaha aykırıdır.
Adetullah: Allah'ın kainatta koyduğu değişmez yasalar.
Ancak bu bekleniş tarzı Deccal'in asker gücüne, eğitim kurumlarına ve her alanda maddi bakımdan üstün
ordularına kıyasla İsa(a.s.) ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna işaret ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele
daha akılcı anlaşılır bir hale gelmiş olur.
KURAN'DAN MEHDİ VE AHİRZAMANA İŞARETLER
Tarih boyunca pekçok İslam alimi ahir zaman, Mehdi ve Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne dönüşü konuları üzerinde
durmuş, bu konularda çok değerli çalışmalar yapmıştır. Ahir zamanda birbiri ardına gerçekleşecek olan alametler,
kötülüklerin temsilcisi olarak zikredilen Deccal'in çıkışı ve insanları bu karanlık dönemden kurtaracak olan Hz.
Mehdi'nin gelişi bu çalışmaların ana konusu olmuştur.
Mehdi'nin gelişi, özellikleri ve dünyada kaldığı süre boyunca yapacakları Peygamber Efendimizin hadislerinde çok
detaylı olarak açıklanmıştır. Hadislerde bildirildiğine göre ahir zaman savaşların, çatışmaların, cinayetlerin, ahlaki
dejenerasyonun, zulmün, kıtlık ve sefaletin çok büyük bir artış göstereceği bir dönem olacaktır. Dünyanın dört bir
yanı felaketlerle sarsılacak, ahlaki ve sosyal çöküş karşısında çaresiz kalan insanlar içinde bulundukları bu
durumdan kurtulmak için Allah'tan bir yardımcı, bir kurtarıcı isteyeceklerdir.
Kuran'a baktığımızda tarih boyunca pekçok kavmin ahir zamandaki insanlarla aynı duruma düştüğünü ve
"...Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize
katından bir yardım eden yolla..." (Nisa Suresi, 75) ayetinde de bildirildiği gibi bir kurtarıcı istediklerini görürüz.
Allah yardımcı isteyen bu kavimlere elçilerini uyarıcı ve korkutucu olarak göndermiş, onları hidayet yoluna
çağırmıştır. Bu kurtarıcı onların içinde yaşadıkları mevcut sistemin tüm olumsuz yönlerini düzeltmiş, adaleti, barışı
ve güvenliği sağlamıştır.
Kuran'daki kıssalardan anladığımız her kavmin başına gelenlerin büyük ölçüde benzer olduğudur. İnsanların
yaşadıkları toplumsal çöküş, daha sonra uyarıcı olarak Allah'ın elçilerini göndermesi ve elçinin gelişiyle birlikte
yaşanan adaletli, huzurlu yaşam... Tarih boyunca her kavmin benzer gelişmeleri yaşaması Allah'ın bir İlahi
kanunudur. Nitekim Allah ayetlerinde şu şekilde bildirmiştir.
(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın kanunu (sünneti)dur. Allah'ın
kanununda (sünnetinde) kesin olarak bir değişiklik bulamazsın. (Ahzap Suresi, 62)
Allah'ın kanunlarında hiçbir değişiklik olmadığı, başka ayetlerde ise şöyle haber verilir:
...Onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden başkasını arttırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük
taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıpkuşatmaz.
Artık onlar öncekilerin kanunundan (sünnetinden) başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın
kanununda (sünnetinde) kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın kanununda (sünnetinde)
kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. (Fatır Suresi, 42-43)
Ahir zamanda da savaş ve çatışmalar tüm dünyayı saracak, ahlaki çöküş küçükten büyüğe tüm insanları etkisi
altına alacak, zengin olsun fakir olsun her ülkedeki insanlar ekonomik bir darboğazın içine girecektir. Allah ahir
zamana ulaşan ve bu büyük zulüm karşısında çaresizlik içinde olan insanların kurtarıcı taleplerine de Hz. Mehdi'yi
gönderererek cevap verecektir. O, insanları zulümden kurtaracak, tüm yeryüzünü barış yurdu haline getirecektir.
Mehdi ile birlikte fakirliğin yerini zenginlik, kıtlığın yerini bolluk, savaşların yerini barış, zulmün yerini sevgi ve
adalet dolu bir hayat alacaktır. İslam ahlakının tüm batıl dinler üzerinde hakim olacağı bu dönemin adı ise Altınçağ
olarak bilinmektedir.
Okumakta olduğunuz bu çalışmanın bir amacı, Allah'ın insanlara bir rahmet, hidayet rehberi ve yol gösterici olarak
indirdiği Kuran-ı Kerim'de ahir zamana ve Mehdi'nin gelişine işaret eden ayetler üzerinde derin derin düşünmektir.
Kuran; hükmü kıyamete kadar geçerli olan, müminlerin hayatının tüm alanlarını kapsayan, her hükmün eksiksiz
yer aldığı Allah’ın eşsiz kitabıdır. Kuran’ın en büyük mucizelerinden biri, ilk vahyin inmesinden bu yana, her asırda
yaşayan tüm Müslümanların onda kendi çağlarına bakan bir yön, bir işaret bulabilmeleridir. Kuran’da ahir zaman
konusuna da işari olarak değinilmiştir. Özellikle peygamber kıssalarında Ahir Zaman’a bakan işari manada ayetler
bulunmaktadır. Bu kıssalar üzerinde düşünüldüğünde günümüzdeki olaylara işaret eden çok önemli sırlar bulmak
mümkündür. Allah müminleri kıssalar üzerinde düşünmeye teşvik eder:
Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kuran) düzüp uydurulacak bir
söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin çeşitli biçimlerde açıklamasıve iman
edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yunus Suresi, 111)
Ayetlerdeki işaretler, Kuran'ın her asra bakan ve çok fazla anlam yüklü bir kitap olmasının bir sonucudur. Kuran,
Peygamberimiz döneminde yaşanan olaylara, türlü gelişmelere baktığı gibi, ahir zamandaki olaylara da
bakmaktadır. Ayetlerde Peygamberimiz döneminde müminlerin yaptıkları mücadele, adaletli uygulamaları ve
yaşantıları aktarılırken, aynı zamanda tüm asırlara yönelik öğütlerde de bulunulmaktadır. Her bir ayet, dikkatli
okuyanlar için yüklü anlamlar içermekte, ayetlerde insanların ihtiyaç duydukları herşey açıklanmaktadır. Bir ayette
Kuran'ın bu özelliği "Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir
müjde olarak indirdik." (Nahl Suresi, 89) şeklinde bildirilir. Bediüzzaman Said Nursi'nin "Kur'an-ı Hakîm, hakikî
ilimleri havi (içeren, ihtiva eden) bir kitab-ı mukaddestir. Ve bütün asırlarda, insanların umum tabakalarına hitab
eden, ezelî bir hutbedir." (Konferans, 11) şeklindeki sözlerinde de Kuran'ın her asırdaki insanlara hitap ettiğine
dikkat çekilmektedir.
Bu bakış açısıyla incelendiğinde Kuran'da İslam ahlakının yeryüzüne hakim olacağı bir dönemin varlığına işaret
eden birçok ayet olduğu görülmektedir. Allah Tevbe Suresi'nde inanan kullarını şöyle müjdelemektedir:
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu
tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için
elçisini hidayet ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)
Allah ayetlerinde İslam dinini tüm diğer dinlere üstün kılacağını da haber vermiştir. İnkar edenlerin, insanları İslam
ahlakından uzaklaştırmak için gösterecekleri her türlü çaba ve girişim, Allah'ın yardımıyla sonuçsuz kalacak,
Allah'ın bu vaadi gerçekleşecektir. Kuran’da da bildirildiği gibi "...Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek
olan kimdir?.. (Tevbe Suresi, 111) Peygamberimiz’in pek çok hadisiyle haber verdiği Altınçağ, Hz. Mehdi’nin ve
Hz. İsa’nın yeryüzüne gelişleri ile yaşanacak ve dünyayı İslam ahlakının getireceği güzellikler dolduracaktır.
MEHDİ VE AHİR ZAMANA İŞARET EDEN AYETLER
Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak
istiyoruz. (Kassas Suresi, 5)
Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları
dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. (Araf Suresi, 94)
Andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve
sıkıntılarla çeviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye. (Enam Suresi, 42)
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli
(koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan
zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler
diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41)
Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi;
fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku
elbisesini tattırdı. (Nahl Suresi, 112)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle
bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki
mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.
(Bakara Suresi, 214)
…Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine
kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. (Meryem Suresi, 58-59)
Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır... (Taha Suresi, 124)
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden
(sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle
yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96)
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu
önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine
düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı. (Hud Suresi, 116)
O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak
etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. (Bakara Suresi, 205)
Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin. Dosdoğru bir yol üzerinde(sin). (Yasin Suresi, 3-4)
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları
durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (O delil de) Allah'tan gönderilmiş-bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri
okumaktadır; Onların içinde dosdoğru 'yazılı-hükümler' vardır. (Beyyine Suresi, 1-3)
İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek bir
makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: “Gerçekten
bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. (Yunus Suresi, 2)
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar
zulme uğratılmazlar. (Yunus Suresi, 47)
Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle
gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 33)
Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak
Allah yeter. (Fetih Suresi, 28)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları
sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,'
Allah yolunda cehd eden (çaba harcayan) ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu,
Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk
bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Ali İmran Suresi, 104)
Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar bizim
ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı. (Secde Suresi, 24)
Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size benden bir yol gösterici
gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." (Taha Suresi, 123)
Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. (Zümer Suresi, 33)
Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir
nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola
yöneltip-iletiyorsun. (Şura Suresi, 52)
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara
kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık
içinde idiler. (Cuma Suresi, 2)
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde,
insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi.
Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları'
yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri,
hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.
(Bakara Suresi, 213)
Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa,
şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir. (Enfal Suresi, 39)
İnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." Ne kötü
yataktır o. (Ali İmran Suresi, 12)
Bizim uğrumuzda cehd edenlere (çaba harcayanlara), şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah,
ihsan edenlerle beraberdir. (Ankebut Suresi, 69)
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından
dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de,
geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri
yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi,
128-129)
O, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.)
(Enfal Suresi, 8)
“Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok
olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.” (Enbiya Suresi, 18)
De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri
bilendir.De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.” (Sebe Suresi,48-49)
“De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu
tamamlamaktan başkasını istemiyor. (Tevbe suresi, 32)
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan
elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri
helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte
kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler
hoş görmese bile. (Saff Suresi, 8)
Sonra biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; mü'minleri kurtarmamız bizim üzerimize bir haktır.
(Yunus Suresi, 103)
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin
velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz
kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)

 

Yorumlar 

 
0 #14 Maggie 07-06-2017 02:34
I ггeally love your website.. Gгeat colors
& theme. Did yоu create this site үourself?
Pleaae reply back as I'm attempting tо create my own blog aand would love to learn where yօu got this from or exacftlү what the theme is ϲalleⅾ.

CҺeers!
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #13 ro snow laden land 07-06-2017 00:42
I saѵor, reѕult in I discovered just what I used to
be having a look for. Ⲩou've ended my four day lengthy hunt!

God Bless yօu man. Have a nice day. Вye
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #12 fifa coins 04-06-2017 23:32
Mү spouse and I absolutely love your blog and find most
of your post's ttⲟ be just what Ι'm looking for. Ꮃould
youu ߋffer guest writers to write content for you?
I wouldn't mind producіng a post or elaborating on most of tһe ѕubјects youu write with regards to here.

Again, awesome site!
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #11 tera 22-05-2017 03:34
Aѕ thhe admin of this web site is working, no hesіtation veгy shortly it will be
famous, due to itts feature contents.
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #10 buy rs gp 18-05-2017 15:09
Hello i am қavin, its my firѕt occasion to commenting anyplаce, when i read this post i
thought i could аlso make comment due to this sensiblе piece of
ԝriting.
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #9 tera 14-05-2017 12:40
wоnderful post, very іnformative. Ι wonder why the opposite specialists of this sector don't notice this.

You shοuld рroceed yoᥙr writing. I am sure, уou've a great readеrs' base already!
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #8 runescape map 13-05-2017 17:06
What a informatіon of un-ambiguity annd presserveness of precіous
expeгience гegɑrding unexpected feelings.
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #7 Kurt 13-05-2017 11:21
of сourse like your web site but you need to take a looҝ at the spelⅼing on uite
a few of youг рosts. A number of them are гife witҺ spelling issues and I to ind it very troublеѕome to telⅼ
the trսth then again I'll surely come back again.
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #6 runescape news 10-05-2017 10:50
Helⅼo there! Thhis blog post could not be writgten any better!
Going through this post reminds me oof my previjous roommate!

He continually kept talking about this. I aam going to forward this information to him.
Ϝairly certain he's going to hɑve a great rеad. I appreeciate you for shаring!
Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
0 #5 revelation game 08-05-2017 19:21
I think this iѕ one of the moⲭt vital informɑtion for me.

And i am glad reading yοur articⅼe. But should rᥱmark on some general things,
The site style іs wonderful, the articles is really nice : D.

Gοod job, cheers
Alıntı | Yöneticiye raporla
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile