Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

Neden Allah'a ulaşmayı dilemek BÖLÜM 3
Ferhat BAŞTUĞ - Allah'a ulaşmayı dilemek

lale24-MÜRŞİDLERİN DAVETİ;

41 / FUSSİLET - 33 : Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).
Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

3 / AL-İ İMRAN - 193 : Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri).
Rabbimiz! Muhakkak ki biz,"Rabbinize âmenu olun" diye îmana davet eden davetçiyi işittik , böylece îman ettik (davetçiye tâbi olarak âmenû olduk) Rabbimiz artık bizim günahlarımızı mağfiret et, seyyiatlarımızı ört ve bizi ebrar olan (Allah'a ulaşan ve veli olan cennetlik) kullarınla beraber vefat ettir.

 

46 / AHKÂF – 31-32 : Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm(elîmin). Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine icabet edin. Ve O'na îmân edin ki, sizin günahlarınızı bağışlasın ve mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun.
Ve Allah'ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

   Hidayet,beyan olunduğunda (ALLAH’A ULAŞMAK olarak açıklandığında) kişi onu idrak eder ve Allah’a ulaşmayı dileyerek iman sahibi olur.

72 / CİN - 13 : Ve ennâ lemmâ semi’nel hudâ âmennâ bih(bihî), fe men yu’min bi rabbihî fe lâ yehâfu bahsen ve lâ rehekâ(rehekan).
Ve gerçekten biz, hidayeti işittiğimiz zaman O'na îmân ettik. Artık kim Rabbine îmân ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden ve zulme uğrayacağından korkmaz.

   Atalarının (eskilerin) üzerinde bulunduğu emaniyyeye bağlı bir dinin açıklamasını beklemeleri yüzünden kabul etmeyip gercek İMANIN sahibi olamamaları.

18 / KEHF – 55-56-57 : Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ ve yestagfirû rabbehum illâ en te’tiyehum sunnetul evvelîne ev ye’tiyehumul azâbu kubulâ(kubulen). Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), ve yucâdilullezîne keferû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka vettehazû âyâtî ve mâ unzirû huzuvâ(huzuven). Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî fe a’rada anhâ ve nesiye mâ kaddemet yedâh(yedâhu), innâ cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakren) ve in ted’uhum ilel hudâ fe len yehtedû izen ebedâ(ebeden).
Ve insanları, onlara hidayet geldiği (hidayete davet edildikleri) zaman Rab'lerinin mağfiretini dilemekten ve mü'min olmaktan men eden (alıkoyan) şey, sadece evvelkilerin sünnetinin, onların başına gelmemesi veya azapla karşı karşıya kalmamalarıdır. Biz, resûlleri sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kâfirler (ise) hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele ederler. Âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay (konusu) ederler.Rabbinin âyetleri zikredildiği (hatırlatıldığı) zaman ondan yüz çeviren ve elleriyle takdim ettiklerini (günahlarını) unutan kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, onların kalplerinin üzerine (fıkıh etmeyi engelleyen) ekinnet kıldık. Ve onların kulaklarında (işitmeyi engelleyen) vakra vardır. Sen, onları hidayete davet etsen de bundan sonra onlar, ebediyyen asla hidayete eremezler.

Abdulkadir Geylani Hz.nin Müridlerin kitabi

S.1065:Mürid, seyhini, Aziz Celil Rabbi ile bir vasita bilmelidir. RABBINE ULASTIRAN BIR YOL ve bir sebeb bilmelidir........
.....Bir SEYH ola, bir de Mürid. Bir sahip ola , birde onun sahip oldugu kisi. Bir uyan ola,bir de uyulan. BU DURUM, ADEM (a.s.)den BERI BÖYLEDIR , KIYAMETE KADAR DA BÖYLE SÜRECEKTIR.

Sayfa 1069:Mesayih (mürsidler) Allaha vardiran yoldur. Yüce Allaha götüren delillerdir. YÜCE ALLAHIN HUZURUNA CIKILAN KAPILARDIR. Anlatilan mana da olarak, her müride bir seyh gereklidir. Bu seyh dahi, beyan ettigimiz üzere olacaktir, mürid dahi öyledir. Yani ALLAHA ULASMAYI DILEYEN her müride bir büyük zat gereklidir.

Sayfa-1102:Gencler seytanin sevgisine daha yakindir.Seytan tarafindan daha cok kabul görürler. Serre, fitneye, hevai arzulara tabi olmaya, nefsin fesadina, töhmete daha meyilldirler. Bütün bu anlatilan sebeblerden ötürü; onlarla arkadaslik etmek cok tehlikelidir.Meger ki, onunla arkadas olan zat, kendisine mana yolunda tabi olunan bir zat, Allahi bilen bir alim, PEYGAMBERLERIN VEKILI; HIDAYET IMAMI; ALLAH TARAFINDAN KORUNMUS BIR KIMSE OLA. Zira,hali anlatildigi gibi olan bir zat, hayir ögretendir. Halk-i kötülüklerden cekindiren ve onlari terbiye edendir. ONLAR YÜCE HAKK ILE HALKI  ARASINDA BIR ELCI (RESUL) VE ONLARI GÖZETICIDIRLER.

*******abdulkadir geylanihz.;futuhurrabbani

Mürşid;

Kimin ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e bağlılığı gerçekten sabit olursa, Allah Resulü onakılıcını kuşatır. Kendi edep ve terbiyesinden, kendi şemailinden, kendi ahlâkından ona bir şeyler tahsiseder. Kendi elbiselerinden bazılarını ona bizzat
giydirir. Daha sonra da, ümmeti içinde onu, kendisine vekil, rehber ve ümmetini Allah yoluna davetçi yapar. Böylece o da, Allah Resulüne vekaleten, Muhammed ümmetinin içinde, Allah’a götüren kılavuz ve davetçi olur.Kalbini bir mescit yap. Orada, Allah’tan başka hiçbir şeye yer verme. Nitekim Allah, şöylebuyurur:- Hakikatte mescitler, Allah’ındır. Onun için, Allahile birlikte hiçbir şeye tapmayın, (Cin, 72:18).
Kalbini bir mescit yaptığı ve orada Allah’tan başka hiçbir şeye yer vermediği zaman, bir kulun derecesi yükselir. İslam’dan imana, imandan sarsılmaz bilgi ve inanca, oradan marifete, marifetten ilme,ilimden muhabbete, muhabbetten mahbubiyete yükselir. Daha sonra ise, talep eden ve arayan durumundan, talep olunan ve aranan durumuna yükselir. Kalp aynası saflaşmış, temizlenmiştir.Peygamberinin daimi uyanıklık haline vâris olmuştur. Zira Allah Resulünün gözleri uyurdu,fakat kalbi asla uyumazdı. Önünü gördüğü gibi,arkasını da görürdü.


*******CÜBBE VE DİPLOMA İLE ŞEYH OLUNMAZ GERÇEK ŞEYH ALLAHA ULŞMAYI DİLEMEYE DAVET EDER:

Velî dediğimiz zât, Allahü teâlâya kavuşduran yolu gösterendir. Yolda, ondan yardım, imdâd gelen zâtdır. Yoksa cübbe, külâh, diploma edinip, şeyh efendi olarak köşede oturan câhil değildir. Âdetlere, gösterişlere, yaldızlı sözlere aldanmamalıdır YÜZDOKSANINCI MEKTUP

5-MÜ’MİNLERİN DAVETİ;

40 / MU'MİN – 13-14 : Huvellezî yurîkum âyâtihî ve yunezzilu lekum mines semâi rızkâ(rızkan), ve mâ yetezekkeru illâ men yunîb(yunîbu). Fed’ûllâhe muhlisîne lehud dîne ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
O (Allah)tır ki, âyetlerini size gösterir ve sizin için gökten rızık indirir. Bunu münib olandan (Allah'a yönelenden) başkası tezekkür etmez (edemez).
Öyleyse dîni, O'na halis kılarak Allah'a davet edin. Kâfirler kerih görse de.

103 / VEL ASR - 3 : İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).
Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah'a ruhu ulaşıp Hakk'ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.

76 / İNSAN - 29 : İnne hâzihî tezkireh(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).
Muhakkak ki bu bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine bir yol ittihaz eder (edinir). 

   Allah’utealanın emirleri,davetleri ve davetcilerin davetleri; Allah’a ulaşıp o na teslim olmaktır.”Allah’a ulaşacak ve o’na ilk teslim olacak olan RUH’tur.Fizik vücudumuzun tesliminde,fizik vücudumuz,Allah’a ulaşmaz o nun emir ve yasaklarını,nefs in karşı çıkmasına rağmen yerine getirebilmesidir.Nefs in tesliminde de nefs, Allah!a ulaşmaz,nefs’te olan afetlerlerin yok olması kalbin,bütünüyle kasiyetten(karanlıklardan arınıp) nurlanmasıyla (fazıllarla dolmasıyla) ruh’un hasletlerine kavuşup hayır işlemesidir,hata yapmamasıdır.İradenin teslimi,nefs te hiç afet kalmaması sebebiyle ihlas’a ulaşmıştır kalbi tamamen zinetlenmiştir.Şeytan nın sultasından tamamen kurtulmuştur ve o kişi Allah’ın zatına şahid olmuştur.Allah o kişinin iradesini teslim alır ve o nu “irşada memur ve mezun kılar.

   Bu konuda hz.İbrahim’e verdiği yetki gibi.

21 / ENBİYA - 51 : Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn(âlimîne).
Ve andolsun ki daha önce İbrâhîm (A.S)'a rüşdünü (irşad yetkisini) verdik. Ve Biz, onu (irşada ehil olduğunu) bilenlerdik.

Allah’a ulaşacak o na kavuşacak olan RUH nedir?

   Ruh,bizim doğumumuzda Allah tarafından bir emanet olarak,ölmeden evvel Allah a iade edilmek üzere fizik vücdumuzun içine üflenen üçüncü cesedimizdir.Allah ın kendinden üflediği bu ruh, -Hiçbir zaman kötülüğü emretmez,kötülüğe karışmaz.Fizik vücudumuzun içine üflendiği için o nun şeklini bütünüyle alır.Nefs te öyledir.Bir kötülük işlediğimiz zaman da ruh, fizik vücudtan ayrılır ve dışarıda olayı izler.O kötülüğü işleyen nefs olduğu için,halk arasında “vicdan azabı” denilen azabı tatdırmakla yetkilidir.

   Ruh bedene kayıtlı değildir.Dilediği an çıkar dilediği an girer.

   Nefs, bedene kayıtlıdır.Ancak uykuda,bayıldığımızda veya ölümümüz halinde bedenden ayrılabilir.

Imam gazali (2.bölüm)

* İlim; insan ruhunun, eşyanın (varlığın) hakikâtini nitelik ve nicelikleriyle, cevheri ve zatıyla maddeden mücerret olarak kavrama tasavvurudur.

* En değerli, en yüce bilgi, Allah Bilgisidir. O bilgiye marifetullah denir.

* Cehalet, bedende (ruh’un bedende kalması) kalmak; ilim, ruh’la kavramaktır.

* İnsan; Cisim, Araz ve Cevher olmak üzere üç kısımdır: (üç cesedden ibarettir)

1- İnsandaki hayvani ruh (nefs), latif bir cisimdir. Kalb fanusuna konmuş bir lambadır o. O lambanın ışığı hayat, yağı kan, nuru his ve hareket, harareti şehvet, dumanı gazap, hizmetçisi kuvvettir. Bütün canlılarda vardır.

Hayvani ruh (nefs), ilmi kavramaya güç yetiremez. Varlığı, bedene bağlıdır.

2- Beden arazdır. (fizik vücut)

3- İnsandaki cevher olan ruh, Allah’ın kendinden üflediği ruhtur. O ebedidir ölmez. İlimler onunla kavranır. Varlığı bedenle kayıtlı değildir.

   Ruh ile ilgili Kur’anda “tezkiye,terbiye,arındırma”diye bir emir yoktur.Olamaz da zaten o Allah’ın kendinden üflediğidir.Mahluk değildir.

   İsra suresinin 85.ayetikerimesinde “RUH,rabbinin emr’inden dir buyruluyor.EMR olarak nitelenmiştir.Bu emr ya bizim arzumuzla “Allah’a ulaşacak (kalu bela günü Allah’a verdiğimiz AHD i ve imzaladığımız sözleşmeyi-misakı-yerine getireceğiz)

Rad/20,21.

Ellezine(onlarki)yufune(ifa ederler-yerine getirirler)biahdiilahi(Allah ile ahd lerini) vela yen kudunel misak (ve imzaladıkları sözleşmeyi bozmazlar) vellezine (ve onlar) yasilune (vasıl ederler-ulaştırırlar) ma (o şeyi) emerallahi (Allah’ın emr’inden olan-ruh-u) ve yahşevne (haşyet duyarlar) rabbehüm(rablerine) ve yehafunelhisap (kötü hesaptan korkarlar).

   Buhari 5.cild.687.hadis

Peygamber(sav)efendimizin sohbetine birisi geliyor ve “bana öyle bir ibadet söyleki ben onu yapınca cennete girebileyim”diyor.Peygamber(sav) buyuruyorki;Allalah a kul ol ve şirkten kurtul,namaz kıl,oruc tut ve”Er rahiym olana(Allah’a)vasıl ol(ona ulaş)

Bu hadiste gecen “er rahiym e vasıl ol”cümlesini meal olarak –sıla-i rahim olarak almışlar,yani memleket ziyareti olarak.halbuki orada ER RAHİM geciyor Allah ın esmalarından birisi sıla-i rahim de el takısı yoktur.

  Ya da öldüğümüz zaman ölüm melekleri tarafından döndürülecektir.

32 / SECDE – 10-11-12 : Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne). Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne). Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
Ve dediler ki: "Biz yerde (toprağın içinde) (toprağa) karıştığımız zaman biz mutlaka yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?" Hayır, onlar, Rab'lerine mülâki olmayı (ulaşmayı) inkâr edenlerdir. De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz." Ve keşke mücrimleri, Rab'lerinin huzurunda başlarını eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. (Bundan sonra) bizi (dünyaya) geri döndür, salih amel yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken) görseydin.

   Bir başka tarifle,”ya bu ruh’u ölmeden evvel isteyerek(tav an) Allah’a ulaştırıp teslim edeceğiz,ya da ölümle istemyerek (kerhan) irademiz dışında teslim alınacaktır.

 3 / AL-İ İMRAN - 83 : E fe gayre dînillâhi yebgûne ve lehû esleme men fîs semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve ileyhi yurceûn(yurceûne). YOnlar, hâlâ Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav'an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O'na teslim oldular ve onlar, O'na (Allah'a), geri döndürülecekler.

   Ama bu gercekleri idrak edemeyen Allah’ın dinini kur’an danöğrenmeyen “emaniyye ye bağlı (el yazması kitaplara-bakara/78,79) bir ilmin sahibi olanlar;

-Ruh çıkınca insan ölür,bize hayat veren ruhtur.

-Ruh Allah’a ulaşamaz.

-Ruh cennete veya cehenneme gider gibi zanlara sahiptirler.

   Halbuki ruh,nefs in 19 kötü afetine karşılık 19 hasleti(iyi huyu)üzerinde bulunduran biz de Allah’ın bir temsilcisidir.Çocuk ana rahminde canlıdır,fizik vücut ve nefs e sahiptir,doğum esnasında bizim içimize üflenir.Demekki canlılık ruh la değildir.Ölüm,bizim dileğimize bağlı bir vetire değildir.

3 / AL-İ İMRAN - 145 : Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne).
Ve bir kimsenin, Allah'ın izni olmadan ölmesi olmamıştır (olamaz) , o (ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Ve, kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz, ve kim ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Ve şakirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracağız.

Ruh’un üzerinde afetler bulunmadığı için kötülüğe karışmadığından cennetle cehennemle alakası yoktur.

15 / HİCR - 29 : Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

32 / SECDE - 9 : Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

38 / SAD - 72 : Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!

   Ruh,emanettir (ahzap/72,73) bizim için o nu Allah’a ulaştırmak “emaneti”sahibine teslim etmemiz farzdır (nisa/58) ve bunun için yapacağımız sadece bir dilektir (Allah’a ulaşmayı dilemek) ondan sonrasını Allah,arka arkaya verdiği “ihsnlarla”ve “nimetlerle”nefs imizin tezkiyesine parelel kendisine ulaştıracaktır.(Hidayet edecektir) (rad/27,şura/13)

Hidayet’in lugat anlamı;ulaşmaktır,Allah’ın hidayetinin anlamı ise,Allah’a hidayet olmak, Allah’a ulaşmaktır.2010 yılı “diyanetişleri vakfının 15 haziran tarihli” takvim yaprağında da HİDAYET’in,”Allah’a ulaşmak”olduğu yazılıdır hamdolsun.

33 / AHZAB – 72-73 : İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen). Li yuazziballâhul munâfikîne vel munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâti ve yetûballâhu alel mu’minîne vel mu’minât(mu’minâti), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
(Bu), Allah'ın münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr'dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren), Rahîm'dir (Rahîm esması ile tecelli eden).

EMANET OLAN RUH:

Cüneyd-i Bağdâdî, bunu anlatırken, (Hâdis, kadîme yaklaşınca, izi, eseri bile kalmaz) buyurdu. Bu, rûh için dikilmiş bir elbisedir. Melekler de, buna kavuşamaz. Melekler de maddedir. Mekânlıdır. Nasıl olduğu anlaşılabilir. Bu bilgilerden insanın nasıl (Halîfe-i Rahmân) olduğu anlaşılır. Birşeyin sûreti, onun halîfesidir, vekîlidir. Birşey onun sûretinde yaratılmazsa, onun halîfesi olamaz. Halîfe olmağa yakışmıyan, emânet yükünü  taşıyamaz. Sultânın hediyyelerini, ancak onun hayvanları taşır. Ahzâb sûresinin yetmişikinci âyetinde meâlen, (Emâneti göklere ve yere ve dağlara bildirdik, yüklenmek istemediler. Ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. İnsan zâlim oldu. Câhil oldu) buyuruldu.

BAŞKA VARLIKDA OMAYAN  emanet olan RUH:

• Dünya, cihanın gizli hükümlerini ihtiva eden bir kitap gibidir. Senin canın da o kitabın bas yazısı. Düsün de bu meseleyi iyi anla!

"Kainatta çesitli varlıklar yasıyor; karalarda, denizlerde yasayan sayılamayacak kadar çok olan bu varlıkların adlannı, cinslerini ihtiva eden bir kitap yazılsa; yani: Kitab-ı Kainat kaleme alınsa, bu kainat kitabının fihristinde ilk numaraya insanın adı yazılacaktır. Sonra diger hayvanlar, balıklar, kuslar, böcekler gelecektir. Neden o kitabın basyazısı insan ile baslayacaktır; insan, bütün yaratılmıs mahlükların en basında yer alacaktır? Çiinkü insan bütiın mahlükların en sereflisidir, sonra insan da ilahî emanet vardır. insan; "Rühumdan ona üfürdüm!" sırrına mazhar olmus, üstün ve bir mahluktur." (hz.mevlana.divan-ı kebir c.I, 40)

Yeryüzünde yasadıgım için çarhım, yeryüzü kokuyor, yeryüzü rengindeyim ama ben topraktan yaratılmıs olsam da,

bende ilahî em'anet bulundugu için benim çarhım, gökyüzünün çarhından daha temiz, daha hos.... (hz.mevlana.divan-ı kebir c. I, 59)

Said-i Nursi Hz
Yirmiüçüncü Söz sözler 23. söz
Küfür ise,onları ayinedarlık ve vazifedarlık ve manidarlık makamından düşürüp,abesiyet ve  tesadüfün oyuncağı derekesine ve zeval ve fırakın tahribiyle cabuk bozulup değişen mevadd-ı faniyeye ve ehemmiyetsizlik,kıymetsizlik,hiçlik mertebesine indirdiği gibi,bütün kainatta ve mevcudatın ayinelerinde nakışları ve cilveleri ve cemalleri görünen Esma-i İlahiye’yiinkar ile tezyif eder ve insanlık denilen bütün Esma-i Kusiye-i İlahiyenin cilvelerini güzelce ilân eden bir kaside-i manzume-i hikmet ve bir şecere-i bâkiyenin cihazatını câmi' çekirdek-misâl bir mu'cize-i kudret-i bâhire ve emanet-i kübrâyı uhdesine almakla yer, gök, dağa tefevvuk eden ve melâikeye karşı rüchaniyyet kazanan bir sahib-i mertebe-i hilâfet-i arziyeyi; en zelil bir hayvân-ı fâni-i zâilden daha zelil, daha zaîf, daha âciz, daha fakir bir derekeye atar. Ve mânâsız, karmakarışık, çabuk bozulur bir âdi levha derekesine indirir.

RÜCHANİYET Üstün oluş, rüçhanlık, daha mühim olma hali ıÜüsh: » (S: 255)

Semâvat ve Arz ve dağlara karşı emanet-i kübrâyı haml dâvasında bir rüchâniyet vermiş ve heyet-i mecmuasıyla arzın bir halife-i mânevîsi olduğunu Kur'an ifham ettiği misillü; «Melâikelerin Âdem'e secdesiyle beraber, Şeytan'ın secde etmemesi olan'» hâdise-i cüz'iye-i gaybiye, pek geniş bir düstur-u külliye-i meşhudenin ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakikatı ihsas ediyor

 Said-i Nursi Hz.lerinden:
ONÜÇÜNCÜ REŞHA: Acaba bütün efâzıl-ı benî-Âdemi arkasına alıp, Arz üstünde durup, Arş-ı âzama müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman ve bihakkın fahr-ı kâinat ne istiyor? Bak dinle: Saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, LIKA istiyor, Cennet istiyor.(19söz)
Orjinal Sayfa: 88)
veler miktarınca her bir zîhayata, belki lisan gibi herbir uzvuna, belki her bir masnûa o derece hikmetleri, maslahatları takmakla kendisinin bir Hakîm-i Mutlak olduğunu ispat edip göstersin, sonra bütün hikmetlerin en büyüğü ve bütün maslahatların en mühimmi ve bütün neticelerin en elzemi ve hikmeti hikmet, nimeti nimet, rahmeti rahmet eden ve bütün hikmetlerin, nimetlerin, rahmetlerin, maslahatların menbaı ve gayesi olan beka ve LIKAYI (ulaşmayı) ve saadet-i ebediyeyi vermeyip terkederek, bütün işlerini abesiyet-i mutlaka derekesine düşürsün ve kendini o zâta benzetsin ki; öyle bir saray yapar, herbir taşında binlerce nâkışlar, herbir tarafında binler zînetler ve herbir menzilinde binler kıymetdar âlât ve levâzımat-ı beytiye bulundursun da sonra ona dam yapmasın, her şey çürüsün, beyhude bozulsun. Hâşâ ve kellâ!. Hayr-ı Mutlaktan hayır gelir, Cemîl-i Mutlaktan güzellik gelir, Hakîm-i Mutlaktan abes bir şey gelmez. Evet her kim fikren tarihe binip mâzi cihetine gitse, şu zaman-ı hâzırda gördüğümüz menzil-i dünya, meydan-ı ibtilâ, meşher-i eşya gibi, seneler adedince vefat etmiş menziller, meydanlar, meşherler, âlemler görecek.(10söz)

       RUH’UN ALLA’A ULAŞMASI Said-i nurs-i hz.(sızıntı dergisi.318.sayı/2005)

   RUH,Hak’ka ulaşma yolunda bir  ATLET,gönül (kalb) onun en hayati dinamosudur.Ruh bir seyyah,gönül onu hedefe ulaştıran bir rehber hatta canın cananla keyfiyetler ve kemiyetler üstü müşterek bir halvethanesidir.Bu itibarla da eger insan,sonsuza yönelecekse (o’na ulaşmayı dileyecekse) önce gönül kapısına yönelmeli (kalben dilemeli) oturup kalkıp sürekli GÖNÜL HİKAYELERİ SÖYLEMELİ,GÖNÜL İNSANLARIYLA İÇLİ DIŞLI OLMALI VE RUHUNA GÖNLÜNÜN KANATLARINDAN TÜYLER TAKMALIDIRKİ fiziki dünyanın cekim ve sürtünme engellerine yakılıp yollardan kalmasın sonsuzluk yolunda gönül,insanın kolu kanadı ve enerjisini ötelerden alan bir DİNAMOSUDUR.Gönlün gücünü yanına alan ve onun rehberliğinde gök yolculuğuna acılankimseler,KAT’İYYEN BİR BAŞKA vasıtaya ihtiyac hissetmezler.Ve seyahatlerini ruhanilerle atbaşı götürürler.Yorulmadan ARŞ SEMTİNE KOŞAN işte bu ruh lar büyük ölcüde TEN (beden) kaygılarından sıyrılmış GÖNÜL ŞEHSUVARLARIDIR.

   Said-i nurs-i hz. 26.söz:

…Ey nefsim madem öyledir,sen dahi kalbib gibi ağla ve bağır ve deki:

“Faniyim,fani olanı istemem.

Acizim,aciz olanı istemem

Ruhumu Rahman’a teslim eyledim gayr istemem

İsterim,fakat bir yar-ı baki isterim.

Zerreyim,fakat bir Şems-i Sermed isterim.

Hiç-ender hiçim,fakat bu mevcudatı birden isterim!”

 

Bayazid Bestami K.S.Eserin adi:Islam tasavvufunun özü.

Nefsimden siyrilip cikdim yilanin kendi derisinden siyrilip ciktigi gibi Sonra dönüp nefsime baktim ne göreyim Ben oyum.(Efendimiz hep anlatmiyormu nefsimiz fizik bedenimizin aynisi diye .)

__Beser camurdan yaratilmisdir maddi varligi yine aslina dönmüstür Ruh ise Allahin emiri cümlesindendir Allahdan gelmisdir ve yine ona dönecektir

__Ruh beden sehrinde bir sure hapsedilmisdir Allahin emrinden oldugu icin varlik aleminin esrarini kendinde tasiyor demektir Insan ölmeden evel ölme sirrina Erince Hapis bulunan Ruh mana ve meleküt aleminde ibresini dolastirma imkani bulmus olur ve iste ozaman kainattaki kendi yerini görür (Allahin Zati)

Bu kez Allahdan gelen ve ona dogru yol alan Ruh kanatlanir ehadiyyet emriyle varlik alemine indigi icin yine o emirle ehadiyyete döner. Aslina yaklasdigi icin gövdesi ehadiyyete bürünür ebediyet kanatlariyla seyrine devam eder.Melekut aleminde uzun mesafeleri milyonlarca defa kat ettikden sonar kurbiyeti ilahiyeye mazhar olur

1-Allah'a ulaşmayı dilemek (3. basamak) * İMAM-I RABBANİ(MEKTUP61):Allah bize,kendisini dilemek yolunda terakki ihsan etsin..ve dileğimizin yerine gelmesine engel olacak her ne varsa ondan sakınmak nasip etsin...şunu bilelimki,dilemk,istemek,dilenen ve istenen şeyin meydana geleceğine ait bir müjdedir VE MURADA ERMENİN BİR BAŞLANGICIDIRbir aziz şöyle buyuruyor;-isteğin yoksa isteğin meydana gelmesini iste!.............gerçekten İSTEK BÜYÜK BİR DEVLETTİR.bir nimettir.bu hararetiv bürüdetten sakınmak için elimizden ne gelitrse yapalım!bu ,böylece.kamil bir mürşide varıncaya kadar devam edecektir *

Zahit Kotku K.S.Eserin adi:Tasavvufi Ahlak. Allahu tealaya mülaki olmak icin muhabbet ve istiyak üzere olup Salih ameller üzeri Hak Celle va Alaya mülaki olmayi arzu ve ümit eyleye. __Hak Celle ve Alaya mülaki olmayi isteyen herkese yakisan sey Ameli salihdir.

İmamı rabbanı cilt1 mektup152;Ruhu sukut edip csim mertebesinde karar kılmış bir insana anlatabilecek hiç bir sır yoktur ,ruhu asli makamına çıkmadıkca ,o bedbaht insan 'belhüm adal'emri ile hayvandan daha aşağı mertebede kalacaktır!

Hakikat-i Muhammedi : Abdulkadir Geylani H.Z.
Bu hallerden sonra; Allahu Teala o ruhlara, bu cisme girmeleri için emir verdi; onlar da Allah’in emriyle girdiler. Bunu da su Âyet-i Kerime haber vermektedir: "Ona ruhumdan üfledim," (Sad, 72).Zaman oldu; o ruhlar bu cesetle ilgisini artirdi. Bu yüzden, ahdi unuttular. Halbuki, Allahu Teala onlari yarattiginda: "Sizin Rabbiniz degil miyim? " buyurdu. Onlar da: "Evet.." cevabini verdiler… iste bu sözü unuttular. Aslî vatana dönemediler.Fakat Rahman, yani varligin yardim kaynagi, onlara acidi. Bu sebeple semavî kitaplar saldi. Bunlarla aslî vatani hatirlatmak istedi. Bu manaya da su Âyet-i Kerîme isaret eder: "Onlara Allah’in günlerini hatirlat," (ibrahim, 5). Yani: Ruhlarla geçen, o visal günlerini hatırlat

Abdurrahim Reyhan Erzincani
Bir meşâyihi insan severse, ona tamamen inanır teslim olursa, hizmetini görürse onun gönlüne girerse Hz. Allah'ı görür. Herşey aslına rücu edecek. Ceset topraktan halk edildiği için toprak olacak. Rûh niye gitmesin? Allah'ı sevmek, Evliyaullah'ı sevmektir.İnsanlardaki bu rûh Allah'ın zâtının rûhu. Allah "Kendi rûhumdan ruh üfledim" (Hicr sûresi, âyet 29) buyuruyor. "Kendi rûhumdan rûh üfledim." Kime; insana. Meleğe değil, insana üflemiş. Öyle ise Cenâb-ı Hakk'ın zâtından gelen BU RUH ASLINA RÜCU EDERSE melekleri geçer. İnsanlar ulvî, insanlar suflî.Ulvînin manâsı; gökleri aşar melekleri geçer. Suflînin manâsı; hayvanlardan aşağı düşer. Niçin; Cennet var, Cehennem var.
Kapında kul var, Sultandan içeru
Ete, kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm
Etten kemikten maksat, cesedini kasdediyor. Kapında kul var, Sultandan içeri. Burada rûhtan bahsediyor. Ama o rûh makamına ulaşmış. ONUN RUHU ALLAH'A ULASMIS,ALLAH'IN ZATINA ULASMIS. Akar sular, katreler deryaya karışıyorsa... Sanki o insanların rûhu deryâdan gelmiş, yağmur katresi. Yağmur katreleri birleşirse, suya karışırsa suyla beraber nereye gider; deryâya gider. Kürre-i arz üzerinde kaynar sular var. Bunlar nerden geliyor; deryâdan geliyor. Bunlardaki bu hareket ne; bu akım ne; yine deryâya gitmek. Herşey aslına rücu eder.Öyle ise, bu suların aslı derya. Deryâdan geldikleri için, deryaya gitmek isterler.

RUHUN ALLAHA DÖNMESİ İMAMI RABBANİ-Mektubat.287;Kalb makâmından kurtulmak ve kalbin sâhibine kavuşmak ve rûhun aranılana çekilmesi, rûh nefsden kurtulup aranılana dönmedikce ve nefs rûhdan ayrılarak kulluk makâmına inmedikce, olamaz. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu, çok acıdığı için, RESULLER gönderip, bu büyükleri vâsıtası(her devrin imamı olan kavim resullerinden sectiği kişi) ile rûhu kendine çağırdı ve maşûku, sevgilisi olan nefse uymamasını, nefsi dinlememesini ona emr etdi. Rûh bu emri dinleyip, nefse uymaz, ondan yüz çevirir ise, felâketden kurtulur. Yok eğer, başını kaldırmaz, nefsle berâber kalmak, bu dünyâdan ayrılmamak isterse, yolunu şaşırır, seâdetden uzaklaşır

Mektubatı rabbani 64 mktup;Bir kimsenin rûhu, eğer bu esîrlikden, bu bağlılıkdan (fizik vücutta kalırsa)kurtulmaz, kendi derecesine yükselmez, kendi vatanına kavuşmaz ise, ona yazıklar, binlerle yazıklar olsun

CİLT1.MEKTUP152:İMAM-I RABBANİ HZ. ;Zahirde cisme elem veren her musibet batında ruha lezzet vericidir.zira cism ve ruh karşlıklı larak birbirinin aksi vaziyetindedir .birinin acısı öbürünü tatlısıdır .ruhu sukut edip cisim mertebesinde karar kılmış bir insana anlatabilecek hiç bir sır yoktur ,ruhu asli makamına çıkmadıkca ,o bedbaht insan 'belhüm adal'emri ile hayvandan daha aşağı metebede kalacaktır! ruhu asli makamına yükselmesi ,'ölmeden evvel elde edilen ölümle mümkündürki,tasavvuf ehli bu hali''fena'' tabiriyle ifade ederler .hayattayken ruhunu bu mertebeye yükseltenlere ne devlet!

•Bu dünyada garip olan rüh, mekansızlık aleminin (ALLAH-U TELA’NIN ZATI)özlemini çeker. Hayvan nefis ise bilmem ki, ne diye su dünya otlagında otlar durur? Geldigi yeri unuturda dünya nimetleri için çırpınır durur. (hz.mevlana.divan-ı kebir c. I, 26)

RUHUN ULAŞMASINI YALANLAYANLARA HZ.MEVLANANIN CEVABI!

* Dogru yolu tutmayanlar, ask yolunda yürümeyenler diyorlar ki: "Kulun hakk'a varmasına da imkan yoktur!" Bugörüs de yalan!

* Diyorlar ki: "Kula, gönül sırrını açmazlar, lütfedip kulu gönüllere almazlar, yukanlara çıkarmazlar." Bu düsünce deyalan!

• "Balçıktan yaratılmıs olan insanın, gökyüzünde bulunanlarla, gök ehli ile dostluk kurmasına imkan yoktur." diyorlar.Bu sözler de yalan!

• Diyorlar ki: "İnsanın tertemiz ruhu, su topraktan yapılmıs olan yuvadan, ask kanatlarını açıp da havalanamaz,ötelere gidemez." Bu söz de yalan! (HZ.MEVLANA..DİVANI KEBİR.C III, 1299)

   Fizik vücudun teslim emri

4 / NİSA - 125 : Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve, hanif olarak Hz. İbrahim'in dinine tâbi olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz.İbrâhîm'i dost edindi.

   Nefsin teslimi

2 / BAKARA - 136 : Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm'e İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O'na teslim olanlarız.”

   İhlas emri

98 / BEYYİNE - 5 : Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).
Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

2 / BAKARA - 139 : Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.” 15 / HİCR - 39 : Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.

15 / HİCR - 40 : İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.

  İradenin teslim emri

3 / AL-İ İMRAN - 102 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin.

                                                 *******

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYE VESİLE OLMAK,ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK VE ALLAH’A ULAŞMAK İLE İLGİLİ KAVRAMLARDA SIRASIYLA İZAH EDİLECEKTİR

 1-HAŞYET SAHİBİ OLMAK,

 2-İSTİKAMETLENMEK

 3-MÜNİB,ENAB OLMAK

 4-MÜLAKİ OLMAK

 5-EVVAB OLMAK

 6-MASİYR OLMAK

 7-HİDAYET

 8-TAKVA

 9-AMİLUSSALİHAT

10-İMAN

11-İRŞAD OLMAK

12-İSLAM

 

   HAŞYET SAHİBİ OLMAK;

 

   Haşyet,ha,şın,ye harflerinden oluşan HAŞİYE kökünden gelmedir.

   Lugat anmlamı,Korkmak ama cezlandırmadan değil Allah’ın kendi üzerindeki sevgisinin azalmasından korkmaktır.

   Allah’uteala herkesi sever ama derecesi farklıdır.İnananı inanmayanı,kendisine şirk koşanı,asi olanı da sever.Eğer sevmese dünyada onları rızıklandırmazdı.Ve yaptıklarına karşılık hemen ceza verirdi.Herkesin hallerini de düşüncelerini de bilir.

 

16 / NAHL - 61 : Ve eğer Allah, insanları zulümleri sebebiyle sorgulayıp (derhal) cezalandırsaydı, onun (yeryüzünün) üzerinde yürüyen canlılardan bir canlı bırakmazdı. Ve fakat onları, belirli bir zamana kadar tehir eder (erteler). Artık onların ecelleri geldiği zaman ne bir saat tehir edilir (ertelenir) ne de (bir saat) evvele alınır.

 

   Kişi, başlangıcta her hareketinde “ kendi menfaatını düşünerek nefsinin arzularının peşinde koşarsa şeytan la beraber olur o yönlendirir ama hep kendi düşüncesi zanneder”Bu da,o kişinin üzerindeki ALLAH IN SEVGİSİNİN AZALMASINA sebep olur.Ve kendisine zulmetmiş olur günah kazanır.

   Eger kişi bunlara dikkat eder,her olayda Allah ın kendisini gördüğünü hissederek hareket ederse,bu düşünce onun HAŞYET SAHİBİ olmasını sağlar.Bu Allah’ın kendi üzerindeki sevgisinin azalacağından korkmaktır.Allah’ın rızasını gözetmektir.İşte Allah’ın rızasına tabi olma olayı,o nu mutlaka Allah’a yönelmeyi(Allah’a ulaşmayı dilemeyi) ve o’na(Allah’a)teslim olmayı idrak edebilecek Allah’a davet eden bir yere ulaştıracaktır.

5 / MAİDE - 16 : Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidâyet eder (ulaştırır).

   O sohbete,konferansa,radyo ve televizyon konuşmalarına muhatap olur.Orada anlatılanları işitmesine ve idrak etmesine vesile olur.Orada anlatılanların hepsinin Allah tan geldiğini Allah ın kelamı olduğunu idrak eder.Öğüt alır.

20 / TAHA – 2-3 : Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ. İllâ tezkireten li men yahşâ.
Kur'ân'ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik.Huşû sahiplerine zikir (öğüt) olsun diye.

87 / A'LÂ – 9-10-11-12 : Fe zekkir in nefeatiz zikrâ. Seyezzekkeru men yahşâ.Ve yetecennebuhel eşkâ. Ellezî yaslen nârel kubrâ
O halde, eğer zikir fayda verecekse zikret (zikri öğret, öğüt ver).Allah'a karşı huşû duyan kişi zikir yapacaktır (ve tezekkür edecektir.öğüt alacaktır.)
Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek).
Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak.

36 / YASİN – 10-11 : Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne). İnnemâ tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmâne bil gayb(gaybi), fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerîm(kerîmin).
Ve onları uyarsan da uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar âmenû olmazlar (Allah'a ulaşmayı dilemezler).Sen sadece zikre tâbî olanı ve gaybte Rahmân'a huşû duyanı uyarırsın. Öyleyse onu mağfiret ile (günahların sevaba çevrilmesiyle) ve "kerim ecir" ile müjdele.

79 / NAZİAT – 43-44-45 : Fîme ente min zikrâhâ. İlâ rabbike muntehâhâ.
İnnemâ ente munziru men yahşâhâ.
Sende onun zikrinden (başka) ne var (onun beyanından başka bir bilgin yoktur).
Onun sonu, Rabbinedir.Sen sadece, O'na huşû duyan, O'ndan korkanlar için bir uyarıcısın.

   Bu ayetlerin işitilip idrak edilebilmesi,Allah’ın yardımıyladır.Ayrıca Haşyet sahibi olmak, hayır kazanmaktır

8 / ENFAL - 23 : Ve lev alimallâhu fî him hayren le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum mu'ridûne(mu'ridûn).
Ve Allah, onların (akıl etmeyen sağır ve dilsizlerin) içinde hayır olduğunu bilse (görse) elbette onlara işittirirdi. Ve onlara işittirse bile (onlar), mutlaka dönerlerdi ve onlar yüz çevirenlerdir.

   İşiten kişi o anda ilim sahibi olur.”Allah’a ulaşmanın,var olduğunu, farz olduğunu ve kendisinin de Allah’a ulaşmasının gerektiğini ”idrak edecektir.

22 / HAC - 54 : Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

   Kişi buraya HAŞYET SAHİBİ olduğu için geldi.Allah’a ulaşmayı dileyerek göğsünün şerh olmasıyla(yarılmasıyla) rabbinden bir nur üzere olacak ve hacet namazını kılarak mürşidini bulup o’na tabi olacak ve nefsini tezkiye ederek Allah’a ruhu ulaşacaktır.Çünkü HAŞYET sahipleri ancak ezelde Allah’a verdikleri AHD’i yerine getirebilir ve imzaladıkları sözleşmeyi bozmazlar(misak)

 13 / RAD – 20-21 : Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka). Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

ahd : Fizik vücudumuzun ‘e lestu birabbikum’ (kalû belâ) günü verdigi yemin

misak : Ruhumuzun (ruh bedenimizin) elestibi rabbukum (kalû belâ) günü verdigi yemin

   O sözleşmeyi yerine getirmek isteyen Allah’a yönelir.

13 / RAD - 27 : Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulastırır (hidayete erdirir).”

   Allah’ta o kişiye verdiği hidayete erdirme vaadi gereği onun göğsünü islama acar

6 / EN'AM - 125 : Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

   Ancak göğsü İslam a acılan kişi rabbinden bir nur üzere olabilir ve dalalette kalmaz kalbi kasiyet(karanlık)bağlamaz.

39 / ZUMER - 22 : E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

  Haşyet sahibi olarak Allah’a ulaşmayı dilediği için aynı zamanda takva sahibi de olmuştur.Mürşid arama ihtıyacı oluşmuştur kalbinde (Allah’a ulaşmasına vesile)

50 / KAF – 31-32-33 : Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin. Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin). Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.Gaybda Rahmân'a huşu duyanlar ve münib (Allah'a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah'ın huzuruna) gelenler (için).

30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

5 / MAİDE - 35 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

   O haşyet sahipleri Allah’ın davetcilerinin sözlerini işiterek Allah’a ulaşmayı dilerler,mürşidlerini Allah’tan sorarak onlara tabi olup nefs tezkiyesini gercekleştirdiğinde ruh ları Allah’a ulaşır.

35 / FATIR - 18 : Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine husû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır).

   Ayrıca bu HAŞYET, kişinin kalben yönelmesini(Allah’a ulaşmayı dilemesini)ve takva sahibi olmasını sağladığı Kaf suresinin 31,32,33.ayetleride de belirtilmiştir.

50 / KAF – 31-32-33 : Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin. Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin). Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.Gaybda Rahmân'a huşu duyanlar ve münib (Allah'a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah'ın huzuruna) gelenler (için).

   Takva sahibi olan kişinin de günahları örtülüyor sonra da örtülen günahlar sevaba cevriliyor.

8 / ENFAL - 29 : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

   Ancak gaypta rahmana HAŞYET SAHİBİ OLANLAR için mağfiret (günahların sevaba cevrilmesi de) söz konusudur.

67 / MULK - 12 : İnnellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Muhakkak ki onlar, gaybda Rab'lerine huşû duyarlar. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır.

   Nasıl Allah’a ulaşmayı dileyebildik HAŞYET SAHİBİ olarak. HEDEF, ALLAH’A ULAŞMAK bunun için Allah’a ulaşmayı dilemek şart ki Allah o kişiyi kendine hidayet etsin(kendine ulaştırsın) bunun için bizim HAŞYET SAHİBİ OLMAMIZ o’na (Allah’a ulaşmayı dilemeye) bir vesiledir.

                                                             *******

                                          İSTİKAMETLENMEK

   Kelime anlamı;ulaşılacak yere yönelmek,oraya ulaşmayı dilemek,hedefe ulaşmaya niyetlenmektir.

   Sırat        ; Yol demektir.

   Mustakim; İstikametlenmiş istikametlenen demektir.

   Kur’an da SIRATIMUSTAKİM, farzdır.

   Bu,acaba kur’an mealleri yazan bazı müelliflerin verdikleri anlamınımı içeriyor? –Hayır onlar hep “DOĞRU YOL”olarak yazmışlar.

   Bu doğrumudur ?-Hayır..

   Neden?

   Çünkü SIRAT,yoldur ama mustakim’e öyle yuvarlak laflarla ne olduğu belli olmayan anlamları vermek ne acıklayana ne de okuyana bir şey ifade etmiyor.Bu doğru yolun hedefi belli değil.Peki nedir mustakim? İSTİKAMETLENMİŞ demektir.İSTİKAMETLENEN demektir.Nereye İSTİKAMETLENEN?

   ALLAH’A  İSTİKAMETLENEN.

   O zaman SIRATIMUSTAKİM,Allah’a ulaşan yolun adıdır.

4 / NİSA - 175 : Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

15 / HİCR - 41 : Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana istikametlenmiş,bana ulaştıran) yoldur.”

6 / EN'AM – 125-126 : Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne). Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîm(mustekîmen), kad fassalnâl âyâti li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.Ve bu, senin Rabbine istikametlenmiş (yönlendirilmiş) yoldur. (Allah'a götüren yoldur). Tezekkür eden bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile